top of page

Annesi Ona Bir Böbrek Verdi. Devlet, Onu Koruyacak Sevk Aracını Bile Çok Gördü.

Mehmet Parlak'ın dört yıllık sağlık ve adalet mücadelesi, tanıkların anlatımıyla Vicdan Vakfı Sessizliği Kırmak X Space odası sohbetinde ele alındı.



Bazı ihlaller tek bir darbeyle gelmez. Ertelenen bir randevuyla, yazılmayan bir raporla, "araç yok" denilen bir sabahla gelir. Tek tek bakıldığında hepsi sıradan bir usul meselesi gibi görünür. Yan yana geldiklerinde ise geriye dönüşü olmayan bir tahribat bırakır.

Mehmet Parlak'ın hikâyesi tam olarak budur.Annesinden nakledilen tek bir böbrekle yaşayan Parlak'ın cezaevinde geçirdiği yaklaşık dört yıl boyunca ihtiyacı olan tek şey vardı: zamanında tanı, zamanında tedavi, zamanında kontrol. Hiçbiri zamanında gelmedi. Bugün geriye ağır hasar görmüş bir böbrek ve hâlâ süren bir yaşam savaşı kaldı.


Bu dosyada, süreci birinci elden bilen tanıklar konuşuyor.


Sessizliği Kırmak: Mehmet Parlak'ın Sağlık ve Adalet Mücadelesi (Tanıkların anlatımıyla)

Nakil bir son değil, ömür boyu süren bir bakım rejimidir.


Böbrek nakli olan bir hasta için ameliyat masası son durak değildir. Nakledilen organın korunması; düzenli uzman kontrolüne, kesintisiz bağışıklık baskılayıcı ilaç kullanımına, enfeksiyonlara karşı azami korumaya ve değerlerdeki en küçük sapmada hızlı müdahaleye bağlıdır. Bu zincirin tek bir halkası koparsa organ kaybedilir. Mehmet Parlak, annesinin bağışladığı böbrekle yaşayan bir insan. Cezaevi koşullarında bu zincirin neredeyse her halkası koptu.


Tanıkların en çok tekrarladığı ifade bu: sevk yok, araç yok, personel yok. Uzman hastanesindeki kontrol randevuları defalarca ertelendi. Bir hastanın haftalar öncesinden alınmış randevusu, sevk aracı tahsis edilmediği için düştü. Bir sonraki randevu ancak aylar sonrasına verilebildi. Nakilli bir hasta için kaybedilen her ay, geri kazanılamayan bir eşiktir.


Yazılmayan raporlar

Tanıklar, hekimlerin sağlık durumunu ortaya koyan raporları yazmaya isteksiz davrandığını anlatıyor. Cezaevi koşullarında yaşamını sürdüremeyeceğini belgeleyecek rapor süreci, hukuki bir tıkanmaya değil, kurumsal bir isteksizliğe çarptı.

Rapor yoksa dosya yok. Dosya yoksa tahliye talebi yok. Böylece hastanın tıbbi gerçeği, idari bir boşlukta görünmez hale geldi.


Kelepçe, enfeksiyon ve onur

Bağışıklık sistemi ilaçlarla baskılanan bir hasta için hastane koridoru başlı başına bir risktir. Tanıklıklarda, sevkler sırasında uygulanan kelepçe pratiği ve kalabalık ortamlarda bekletilme, hem tıbbi bir enfeksiyon riski hem de insan onuruna yönelik ayrı bir müdahale olarak anlatılıyor.


Prosedürün kendisi cezaya dönüştüğünde

Tanıkların ortak tespiti şu: kimse tek bir emir vererek "bu hastaya bakılmasın" demiyor. Sistem, kendi prosedürleri aracılığıyla aynı sonuca ulaşıyor. Her adım tek başına savunulabilir görünüyor; bütün adımların toplamı ise bir insanın organını kaybetmesi anlamına geliyor.

İşte bu yüzden Mehmet Parlak dosyası bir ihmal dosyası değil, bir sistem dosyasıdır.


Yorumlar


bottom of page