Edebiyatta Çok Yönlülük: Yazarın Arka Bahçesi’nde Beşir Sevim
- İletişim
- 5 saat önce
- 3 dakikada okunur
21 Şubat 2026’da, Dünya Anadil Günü’nde, Vicdan Vakfı Kültür Sanat Komisyonu “Yazarın Arka Bahçesi” programının yeni konuğuyla edebiyatın görünmeyen tarafına doğru kapı araladı. Konuğumuz, şiirleri, eleştiri yazıları, senaryoları ve tiyatro uyarlamalarıyla tanıdığımız yazar, şair ve senarist Beşir Sevim idi.
Ankara’daki dostlar vakfın Kızılay’daki merkezinde, şehir dışındaki izleyiciler ise YouTube canlı yayını üzerinden bu yolculuğa eşlik etti. Bir saatlik söyleşi boyunca hem “edebiyatta çok yönlülük” temasını, hem de bir yazarın gerçekten kimsenin görmediği “arka bahçesini” konuşuldu.
Edebiyatta çok yönlülük: Şiirden tiyatroya uzanan hat
Sevim kendi arka bahçesini anlatmaya çocukluğundan başladı. 1990’ların başında, Körfez Savaşı’nın gölgesinde, küçük bir şehir olan Batman’da büyüyen bir çocuğun savaş atmosferiyle tanışmasını… Sığınaklara inişleri, karartmaları, sirenleri, sokaklarda dolaşan zırhlı araçları… O günleri “dünyanın tekinsiz bir yer olduğunu ilk kez anladığım dönem” diye tarif etti.
Bu gergin atmosfer onu önce içe kapanmaya, ardından kitaplara yöneltmiş. Evdeki ansiklopediler, eski hikâye kitapları, gazeteler… Kısacık çocukluk cümlesiyle özetliyor: “Evde ne bulduysak okuduk.” Edebiyat, hayatın ağırlığından kaçmanın da, onu anlamlandırmanın da yolu olmuş.
Sözlü kültürle kurduğu bağ da bu arka bahçenin önemli bir parçası. Kürtçe masallarla, ninnilerle, anlatılarla tanışmış edebiyatla. Okuma yazmayı Türkçe öğrenmiş, okulda “dili yetmediği” için zorlanmış, Anadolu lisesinde bu kez İngilizce ve Almancayla başka bir diller geçidine adım atmış. Dillerle bu inişli çıkışlı ilişki, onu sonunda Türkçede şiire doğru itmiş:
Az sözcükle çok şey söyleme arzusu
Deyimler, mecazlar ve farklı dillerin Türkçeyi zenginleştiren katmanları
Şiirin, kelimeyle “maksimum yoğunluk” kurabilme imkânı
Yıllarca şiirde yoğunlaşan Sevim, zamanla edebiyatta çok yönlülüğün başka kapılarını da aralamış: dergi yazıları, kitap incelemeleri, ders kitabı yazarlığı, sinema senaryosu, tiyatro uyarlamaları ve çocuk oyunları… Bir yandan öğretmenlik yaparken, bir yandan üniversitede tiyatro bölümünü bitirip sahneye uyarlamalar yapacak kadar çoğalan bir üretim hattı.
Bugün kendisini “şiirden vazgeçmiş” değil, odağını tiyatro ve sinemaya kaydırmış biri olarak tanımlıyor. Bunun gerekçesi de yine “etki alanı” meselesi: Şiirin daha dar bir okur kitlesi varken, bir tiyatro oyununu tek gecede yüzlerce kişi izleyebiliyor. Yani edebiyatta çok yönlülük, Sevim’in dünyasında estetik bir tercih olduğu kadar, topluma dokunma isteğinin de sonucu.
Kaçıştan tanıklığa, tanıklıktan dönüştürmeye: Edebiyat ve vicdan
Söyleşinin en çarpıcı bölümlerinden biri, edebiyatın ne işe yaradığına dair tartışmaydı. Sevim kendi yolculuğunu üç aşamada özetliyor:
Önce kaçış: Çocukluk travmalarından ve savaş atmosferinden kitaplara sığınmak.
Sonra tanıklık: Okuduklarından ve yaşadıklarından beslenen metinlerle hayatın acılarına, adaletsizliklerine şahitlik etmek.
Bugün ise dönüştürme arzusu: Özellikle tiyatro ve sinema aracılığıyla, izleyende bir şeyleri değiştirme ihtimali.
Burada vicdan kavramı öne çıkıyor. Edebiyatı, birine doğrudan ders vermek için değil, içimizdeki muhasebeyi tetikleyen bir alan olarak görüyor. Mahmud Derviş’e referansla “bir şiir dizesiyle savaş uçağını düşüremeyebiliriz ama pilotun zihninde bir tereddüt yaratabiliriz” düşüncesini hatırlatıyor. İşte o iki saniyelik tereddüt, vicdanın alanı.
Sohbet, diller ve anadil meselesi üzerinden de derinleşti. 21 Şubat’ın Dünya Anadil Günü olması, tesadüfi ama anlamlı bir çerçeve sundu. Kendi annesinin yıllarca tek başına dışarı çıkamamasını, resmi kurumlarda derdini anlatacak dili bilmediği için hep birine ihtiyaç duymasını anlatırken salon sessizleşti. Dil yasaklarının ve dil bilmezliğinin sadece siyasal değil, çok kişisel, çok gündelik yaralar açtığını vurguladı.
Bütün bu hikâye, “Vicdan” adını taşıyan bir vakfın kültür-sanat programında konuşulunca daha da anlamlı bir yere oturdu: Edebiyat, dili elinden alınanların sesi olabildiği sürece, sadece estetik bir uğraş değil; aynı zamanda vicdanı diri tutan bir tanıklık alanı.
Programın sonunda Sevim, masasında bekleyen projelerden de söz etti: devlet tiyatroları için çocuk oyunları, İstanbul’da özel bir tiyatroya yazdığı distopik bir müzikal, uzun metraj bir film senaryosu… Şiir ise tamamen bırakılmış değil; şarkı sözlerine, tiyatro metinlerine, repliklere sızarak yaşamaya devam ediyor.
“Yazarın Arka Bahçesi – Edebiyatta Çok Yönlülük” söyleşisinin tamamını izlemek isteyenler için etkinliğin kaydı blog yazısının içine gömülü. Aşağıdaki videodan, hem Sevim’in çok katmanlı edebiyat yolculuğunu hem de edebiyat-vicdan ilişkisinin detaylı tartışmasını baştan sona izleyebilirsiniz.



Yorumlar