Fatma Bacara Söyleşisi: Yazarın Arka Bahçesinde Edebiyat, Hafıza ve Hayat
- İletişim
- 6 saat önce
- 3 dakikada okunur
Vicdan Vakfı Kültür Sanat Komisyonu tarafından düzenlenen Yazarın Arka Bahçesi programında, 29 Mart 2026 Pazar günü saat 15.00’te, Vicdan Vakfı Genel Merkezi’nde şair ve yazar Fatma Bacara ile çok kıymetli bir söyleşi gerçekleştirildi. Bu buluşma, yalnızca kitapları ve yayımlanmış eserleri konuşmakla kalmadı; aynı zamanda bir yazarın iç dünyasına, yazıyla kurduğu ilişkiye, yaşadığı coğrafyanın kaleminde nasıl ete kemiğe büründüğüne de yakından bakma imkânı sundu.
Fatma Bacara, hukuk alanındaki mesleki birikimini edebiyatla buluşturan; şiir, öykü ve roman türlerinde üretimini yıllardır sürdüren çok yönlü bir isim. Iğdır’da başlayan yaşam hikâyesi, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ndeki eğitimiyle başka bir hatta ilerlese de, onun edebî dünyasının ana damarını çocukluğunun geçtiği coğrafya beslemeye devam ediyor. Söyleşide de açıkça görüldü ki Bacara’nın metinlerinde yalnızca bireysel bir duyarlılık değil; kültürel hafıza, yerel insan hikâyeleri, ayrılıklar, hüzünler ve yaşanmışlıkların iç içe geçtiği güçlü bir birikim var.
Programın en dikkat çekici yanlarından biri, yazarlığı yalnızca teknik bir uğraş gibi değil, hayatın içinden taşan bir ihtiyaç olarak ele almasıydı. Fatma Bacara, yazma serüveninin çocukluk yıllarında başladığını, kitabın ve yazılı materyalin zor bulunduğu bir dönemde büyümesine rağmen çok okuyarak kendini beslediğini anlattı. Hatta bazen yerde bulunan gazete parçalarını bile okuduklarını söylemesi, edebiyatla kurduğu bağın ne kadar sahici ve derin olduğunu göstermesi bakımından çok çarpıcıydı. Okumak, onun için yalnızca bilgi edinmek değil; zamanla iç dünyayı dolduran ve sonunda yazıya dönüşen bir birikim anlamına geliyordu.
Fatma Bacara söyleşisi boyunca öne çıkan bir başka önemli vurgu da, yazarın ilhamı dışarıda aramamasıydı. Bacara, hikâyelerin adeta gelip kendisini bulduğunu, karşılaştığı olaylara kayıtsız kalamadığını ifade etti. “Ben gördüm, siz de görün” duygusunun, onun yazma isteğinin merkezinde yer aldığı anlaşılıyordu. Bu yaklaşım, edebiyatı estetik bir alan olmanın ötesine taşıyor; onu paylaşmanın, kaydetmenin ve görünmeyeni görünür kılmanın bir yolu haline getiriyor. Özellikle Iğdır, Kafkasya, Ağrı Dağı çevresi ve o coğrafyada yaşanan acılar, sevinçler, kadın hikâyeleri ve kültürel katmanlar onun anlatılarında yalnızca dekor değil, bizzat kurucu unsur olarak yer alıyor.
Söyleşide, yazarlık yolculuğunun meslek hayatıyla ilişkisi de dikkat çekici bir şekilde ele alındı. Uzun yıllar avukatlık yaptıktan sonra, biriken hikâyelerini yazıya dökmek için daha geniş bir alan bulduğunu ifade eden Bacara, ilk öykülerini 2005 yılında kaleme almaya başladığını anlattı. Noterlik görevi sırasında nispeten sakin bir dönemde bu birikimi metne dönüştürmesi, onun için yeni bir eşiğin başlangıcı olmuş. Bu yönüyle söyleşi, yazarlığın yalnızca “ilham” değil; zaman, birikim, gözlem ve sabır isteyen uzun soluklu bir emek olduğunu da yeniden hatırlattı.
Etkinliğin en değerli taraflarından biri de Fatma Bacara’nın üslup meselesine yaklaşımıydı. Kendi anlatımının yaşadığı çevreden beslendiğini, konuşur gibi yazmayı önemsediğini ve akıcılığı esas aldığını ifade etti. Bu, onun eserlerinde hissedilen doğallığın da anahtarı gibi görünüyor. Teknik mükemmelliğin ötesinde, sahici bir ses kurabilmek; yaşananı okura doğrudan ulaştırabilmek… Belki de Bacara’nın metinlerini güçlü kılan tam olarak bu. Edebiyatı süslü cümleler kurma yarışına çevirmeden, insanı ve hikâyeyi merkezde tutan bir dil inşa ediyor.
Genç yazarlara verdiği mesajlar da söyleşinin hafızada kalan bölümlerindendi. Bacara’ya göre yazmanın ilk şartı okumak. Okumadan yazmanın yüzeyde kalacağını vurgularken, gençlere “iki satır da olsa yazın” çağrısında bulundu. Bu tavsiye, yalnızca yazarlık hevesi taşıyanlara değil; duygu, düşünce ve tanıklığını kayda geçirmek isteyen herkese yönelik güçlü bir çağrı niteliğindeydi. Çünkü bu söyleşide bir kez daha gördük ki yazmak bazen sadece üretmek değil; yaşananı unutturmamak, insanı insana anlatmak ve hafızayı diri tutmak anlamına geliyor.
Vicdan Vakfı’nın Yazarın Arka Bahçesi programı da tam bu nedenle çok kıymetli bir yerde duruyor. Vakfın kültür-sanat çizgisi içinde bu seri, yazarlık pratiğini, anlatının arka planını ve edebiyatın vicdanla ilişkisini kamusal bir sohbet alanına taşıyan önemli bir hat olarak öne çıkıyor. Fatma Bacara ile gerçekleştirilen bu buluşma da, edebiyatın sadece “okunan” değil; aynı zamanda yaşanan, taşınan ve paylaşılan bir hafıza biçimi olduğunu güçlü biçimde hissettirdi.
Fatma Bacara’nın eserlerine, yazı serüvenine ve hayata bakışına yakından tanıklık etme fırsatı sunan bu güzel buluşma; katılımcılar için yalnızca bir edebiyat söyleşisi değil, aynı zamanda insan hikâyelerine kulak vermenin, coğrafyanın belleğini duymanın ve yazının içtenliğini yeniden düşünmenin imkânı oldu. Vicdan Vakfı olarak, edebiyatın görünen yüzünün ardındaki emeği, duyguyu ve hakikati konuşmaya devam edeceğiz.
