top of page

Vicdan Sohbetlerinde İşçi Hakları : Yasaların Ötesinde İnsani ve Vicdani Bir Uyanış

Güncelleme tarihi: 13 dakika önce


Vicdan Vakfı olarak Vicdan Sohbetleri kapsamında bu kez çalışma yaşamında işçilerin karşılaştığı sorunları ve dayanışma yöntemlerini ele aldık. “Çalışma Yaşamında İşçi Sorunları ve Dayanışma Yöntemleri” başlıklı söyleşimizde, Kocaeli Emek Komisyonu Eş Sözcüsü Bahar Gök’ü konuk ettik.


3 Temmuz Cuma günü Vicdan Vakfı X Spaces yayını olarak gerçekleşen etkinlikte; asgari ücret, mobbing, işçi sağlığı ve güvenliği, kadın işçilerin çalışma hayatında karşılaştığı ayrımcılık, fazla mesai baskısı, sendikal örgütlenme, iş güvencesizliği ve dayanışma yöntemleri konuşuldu. Söyleşide, çalışma hayatının yalnızca ekonomik bir mesele değil, aynı zamanda insan onuru, adalet ve vicdan meselesi olduğu vurgulandı.



Hayatı ve toplumu sorgulamaya başladığımız o kırılma anlarında, sayfalar dolusu kitabi bilginin sahanın çıplak gerçeği karşısında ne kadar yetersiz kaldığını fark ederiz. İşte bu farkındalık, bizi klişe sözlerin ötesine geçmeye, sisteme içeriden ve tabandan dokunan yeni bir dil kurmaya zorlar. Yıllarca kadın emeğinin özgün mücadele yöntemleri, bu alanda yaşanan yapısal tıkanıklıklar ve işçi hakları üzerine yürüttüğümüz çalışmalar, bana çalışma hayatının sadece ekonomik bir pazarlık alanı değil, aynı zamanda derin bir insan onuru mücadelesi olduğunu gösterdi. Bugün fabrikalarda, atölyelerde ve tüm üretim alanlarında mavi yakalı işçilerin üzerine çöken en büyük ağırlık, sadece düşük ücretler değil; mesai saatleri boyunca ruhlarına zerk edilen o sistematik değersizlik hissi, psikolojik şiddet ve mobbingdir. Ne acıdır ki, bu görünmez şiddete karşı başını kaldıran, hakkını arayan her işçi, kendini bir anda kapının önünde, işten çıkarılma gerçeğiyle baş başa bulmaktadır. Bu durum, çalışma mekanlarını birer üretim merkezinden ziyade, sessizliğin dayatıldığı birer korku imparatorluğuna dönüştürmektedir.


Asgari ücret kıskacına sıkıştırılmış ve değersizleştirilmiş bu iş kollarında, sömürü sadece düşük maaşla da sınırlı kalmıyor; kurnazca kurgulanmış bir sistemle işçinin geleceği de çalınıyor. İşçilerin hak ettiği fazla mesai ücretleri ya da sosyal yardımlar, güya vergi dilimine girip net maaşı düşürmesin bahanesiyle bordrolara yansıtılmıyor, kayıt dışı bir şekilde elden ödeniyor. İşçi, o an eline geçen üç kuruşa sevinmeye zorlanırken, aslında gelecekteki emeklilik hakkından, kıdem tazminatından ve sosyal güvencesinden mahrum bırakılıyor. Bu sarmalın en ağır darbesini ise hiç şüphesiz kadın çalışanlar alıyor. Patriyarka, kadının emeğini "nasıl olsa ev geçindirmek senin asli görevin değil" diyerek değersizleştiriyor ve onları asgari ücrete adeta mahkûm ediyor. Bir kadının hak ettiği ücreti talep etmesi, "Kocan çalışıyor ya, makyaj malzemesi mi, kıyafet mi alacaksın?" gibi ilkel, aşağılayıcı ve dalga geçen bir üslupla geçiştiriliyor. Oysa kadınlar lüks bir tüketimin değil, bağımsız bir birey olarak var olma mücadelesinin kavgasını veriyorlar. Üstelik hamilelik gibi kadının hayatındaki o en özel, en hassas dönemlerde, karar mekanizmalarında hiçbir kadın yöneticinin bulunmaması, yaşanan sorunları anlatmayı imkânsız hale getiriyor. Kadınlar en doğal fizyolojik süreçlerinde bile iş yerlerinde adeta vicdani bir vahşetle, dilsiz bir yalnızlıkla baş başa bırakılıyor. Oysa bizim en temel, en yalın talebimiz çok net: İş yaşamında sadece birer iş gücü olarak değil, insan olarak değer ve saygı görmek istiyoruz.

Programı şuradan izleyebilirsiniz:


Bu sömürü düzeninin dişlileri dönerken, işçinin sığınması gereken limanlar da ne yazık ki işlevini yitirmiş durumda. Patronlar, artan hammadde ve üretim maliyetlerinden, kendi kâr marjlarından asla ödün vermezken, faturayı ilk fırsatta personel harcamalarından keserek işçiye kesiyor. Bu adaletsizliğe karşı işçinin hakkını gözetmesi gereken İnsan Kaynakları uzmanları, bir köprü olmak yerine tamamen patrondan yana tavır takınıp hak arama yollarını tıkıyor. En büyük hayal kırıklığı ise sendikalarda yaşanıyor. Bugün işçi sendikaları, meydanlarda olması gerekirken adeta birer "yasa okuyucusu" haline gelmiş, sadece kağıt üstündeki yasal hakları mırıldanan bürokratik yapılara dönüşmüştür. İşin en acı tarafı, bu sorunları bizzat tabanda, fabrikada, tezgah başında yaşayan gerçek emekçiler, bugün sendika yönetimlerine gelemiyor, söz sahibi olamıyorlar. Sendikalar, işçinin hakkını savunma yerleri olmaktan çıkıp, siyasi çevrelerin bir yerlere gelmek için kullandığı birer kariyer basamağı haline getirilmiş durumda.


Toplumun her katmanına yayılan bu tarafgirlik ve nemelazımcılık, işçiyi derin bir yalnızlığa itiyor. Bize zaman zaman "Güzel yazı yazıyorsun, ağzın da laf yapıyor, gel işçinin sesi ol" gibi tekliflerle geliyorlar. Oysa bu üstenci bakışın kendisi de sisteme hizmet ediyor. Bir işçinin kendi hakkını, uğradığı haksızlığı savunabilmesi için cafcaflı kelimelere, retorik yeteneklerine ya da entelektüel unvanlara ihtiyacı yoktur; hakkı elinden alınan her insanın bunu haykırmaya meşru hakkı vardır. Bizden 30 yıllık birikimimizi, sahadaki mücadelemizi anlatmamızı bekleyenler, bizi fildişi kulelerindeki "liyakat" kalıplarına uyduramadıkları için küçük görüyorlar. Biz o liyakat sınırlarını da, onların çizdiği makbul işçi rollerini de reddediyoruz.


Çözüm; korku iklimini yırtıp atacak, geleceğe dair umudu yeniden yeşertecek olan koşulsuz bir dayanışmadır. Bizleri sadece kanun maddelerinin soğuk dünyasına hapseden anlayışa karşı; yasayı, örgütlenmeyi, bilinci ve en önemlisi insani-vicdani değerleri tek bir potada birleştiren bütüncül bir mücadele hattı kurmalıyız. Sadece hukuk kuralları yetmez; vicdanın, ahlakın ve insan onurunun sesini de bu kavganın içine katmalıyız. Geçmişte bu topraklarda işçiler yan yana durarak, birbirinin elini tutarak büyük haklar kazandılar; hafızamızda bu güç var, bugün de yapabiliriz. Yapmamız gereken tek şey, fildişi kulelerden inip üretim alanlarında çalışanların, hakkı yenenlerin yanına gitmek, onları gerçekten dinlemek ve o korku duvarını dayanışmanın sıcaklığıyla eritmektir. Çünkü emek, ancak kendi sesini bulduğunda ve o ses vicdanla birleştiğinde özgürleşecektir.



Yorumlar


bottom of page