top of page

Vicdan Vakfı İnsan Hakları Münazarası: İnsan Haklarını Savunmak için İnsan Sevgisi Gerekli mi?

Güncelleme tarihi: 7 Ara 2025


Vicdan Vakfı, geleneksel hâle getirdiği münazara yarışmasının ikincisini insan hakları münazarası olarak “İnsan haklarını savunmak için insan sevgisi gerekli midir?” başlığı altında gerçekleştirdi. Çevrim içi olarak Google Meet üzerinden yaismailpılan programa, vakıf gönüllüleri ve izleyicilerin yanı sıra, jüri üyesi olarak milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu, Ümmühan Topal, Melih Rüştü Çalıkoğlu, Derya Okucu ve Hasan Candan katıldı. Moderatörlüğü ise psikolog Ali Dolgunyürek üstlendi.

İnsan Hakları Münazarası: Sevgi mi, Rasyonalite mi?

Münazara, iki takımın zıt tezler etrafında argüman geliştirmesi üzerine kuruldu. Mavi takım, “İnsan haklarını savunmak için insan sevgisi gereklidir” tezini savunurken; kırmızı takım, “İnsan haklarını savunmak için insan sevgisi gerekli değildir” görüşünü ileri sürdü. Her konuşmacıya beşer dakikalık süre tanındı, ardından jüri ve takımlar arasında soru-cevap bölümüyle tartışma derinleştirildi.


Mavi takım adına ilk söz alan Vedat Türkkal, insan sevgisini çocukluk döneminden başlayan bir ihtiyaç olarak tanımladı; sevgiden yoksun büyüyen bireylerin başkalarının haklarını savunmakta zorlanacağını, sevginin empati ve vicdanın temelini oluşturduğunu anlattı. İnsan hakları belgelerinin de özünde insanın değeri ve onurunu esas aldığını, bunun da sevgiyle yakından ilişkili olduğunu vurguladı. Takımın diğer konuşmacıları , “vicdan” ve “ruh hâli” kavramları üzerinden ilerledi. Vicdanı, bireyin doğru–yanlış ayrımındaki iç pusulası olarak tarif eden ekip, sevgiyi merkeze koyan toplumların daha uzun ömürlü ve daha adil yapılar kurabildiğini, tarihsel örneklerle dile getirdi. Osmanlı’daki farklı etnik ve dini topluluklara tanınan hakları, sevgi ve hoşgörüyle bağlantılı yorumladı.

Kırmızı takım ise daha çok hukuksal çerçeve ve objektif ilkelere yaslanan bir hat izledi. Saliha Ceren Özdemir, sevginin duygusal ve öznel bir ilişki olduğunu, oysa insan haklarının çoğu zaman tanımadığımız, hakkında hiçbir duygusal bağ kurmadığımız insanlar için de savunulması gerektiğini söyledi. Kars örneği üzerinden, hakkında hiçbir bilgisi olmayan bir şehri “sevdiğini” söylemesinin mümkün olmadığını, buna rağmen orada yaşayan insanların haklarını savunma sorumluluğunun bulunduğunu anlattı. Özdemir’e göre insan hakları, sevgiye değil evrensel ve rasyonel ilkelere dayandırılmalıydı.


Kırmızı takımın bir diğer konuşmacısı Doğan Özkan, hâkim–sanık ilişkisi üzerinden örnek verdi. Bir hâkim ya da avukatın görevini yerine getirebilmesi için karşısındaki kişiyi sevmesinin gerekmediğini, önemli olanın adalet ve hakkaniyet ölçülerine sadakat olduğunu ifade etti. İnsan hakları savunuculuğunu “duygusal yakınlık” üzerinden kurmanın, savunan kişiyi hızla tüketebileceğini; oysa ilkeli ve mesafeli bir duruşun daha sürdürülebilir olduğunu vurguladı. Tartışma sırasında sıkça gündeme gelen “Hitler örneği” üzerinden, nefret dahi edilse işkence yasağı ve adil yargılanma hakkı gibi temel hakların korunması gerektiği hatırlatıldı.


Münazaranın ilerleyen bölümlerinde, jüri ve yarışmacılar arasında yoğun bir soru-cevap trafiği yaşandı. Hayvan hakları benzetmeleri, “insan” ve “insanlık” kavramlarının ayrımı, insan doğasının iyi mi kötü mü olduğu tartışması gibi konular masaya yatırıldı. Bazı konuşmacılar, insan sevgisinin ancak bilgi ve tanıma ile mümkün olacağını savunurken, diğerleri sevginin değil vicdani ilkenin esas olduğunda ısrarcı oldu. Böylece tartışma, yalnızca “sevgi gerekli midir?” sorusunun ötesine geçip, insan haklarının duygu mu yoksa ilke temelli mi savunulması gerektiği eksenine oturdu.


Puanlama sürecinde her konuşmacı, içerik, tutarlılık, ikna gücü ve üslup gibi başlıklarda değerlendirildi. Teknik bazı karışıklıklara rağmen jüri ortak bir zeminde buluştu ve toplam puanlarda kırmızı takımın öne geçtiği açıklandı. Sonuç, insan sevgisini savunanların haksız olduğu anlamına gelmese de, o gece itibarıyla daha güçlü ve sistematik argümanların kırmızı takımdan geldiği yönünde bir kanaat oluştu.


Programın kapanışında söz alan Ömer Faruk Gergerlioğlu, münazarayı “beyin fırtınası” olarak nitelendirdi ve asıl kazanımın, hangi argümanın nerede zayıf, nerede güçlü olduğunu görmek olduğunu vurguladı. Gelecek münazaralar için hem sevgi tezini savunanlara hem de rasyonalist çizgide kalanlara daha derin okuma ve hazırlık çağrısı yaptı. Jüri üyeleri, tek tek yarışmacıları hazırlıkları, sakinlikleri, ikna güçleri ve entelektüel çabaları için tebrik etti.

Vicdan Vakfı’nın ikinci geleneksel münazarası, insan hakları savunuculuğunun duygusal bir iyi niyet meselesi mi, yoksa soğukkanlı ve ilkesel bir duruş mu olduğu sorusunu katılımcıların zihnine güçlü bir şekilde yerleştirerek sona erdi.

Yorumlar


bottom of page