Daha Yaşanılabilir Bir Dünya İnşa Etmek
- Osman Çay

- 16 saat önce
- 9 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 9 saat önce
Günümüz dünyasında uluslararası kurum ve kuruluşlar neredeyse yok sayılmakta,
kuralların yerini güç almaktadır. Gücü elinde bulunduranlar adeta güç zehirlenmesi
yaşamakta ve tüm dünyaya meydan okumaktadırlar. Bu zalim kişiler menfaatleri doğrultusunda istedikleri ülkelere saldırmakta, binlerce masum insanın ölümüne neden olmaktadırlar. Büyük balığın küçük balığı yuttuğu bu vahşi dünya düzeninde
çatışmalar ve savaşlar kaçınılmaz hale gelmekte, insan hakları ihlal edilmektedir.
Bunlarla birlikte insani ve ahlaki değerler erozyona uğramakta, ahlaki çöküş gittikçe
derinleşmektedir. Suç ve suçlu sayısında ciddi artışlar yaşanmakta, insan hayatı hiçe
sayılmaktadır. Haram ve helal önemini yitirmekte, sevgi ve saygı azalmaktadır.
Gösterişe ve şatafata daha çok önem verilmekte, bilinçsiz tüketim ve israf gittikçe
artmaktadır. Doğaya ve çevreye büyük zararlar verilmekte, ekosistem bozulmaktadır.
Siyaset millet için değil, menfaat elde etmek için yapılmaktadır. Adalet yasalara göre
değil, emir ve talimatlara göre dağıtılmakta, adil olmayan kararlar alınmaktadır.
Atama ve görevlendirmelerde liyakat göz ardı edilmekte, sadakat öne çıkmaktadır.
Rüşvet ve yolsuzluk çığ gibi büyümektedir. Hakka değil, kula kulluk edilmektedir.
İtirazın yerini, itaat ve biat almaktadır. Doğruya yanlış, yanlışa doğru denilmektedir.
Çıkarları korumak için her yol mübah sayılmakta, milli ve manevi değerler oldukça
fazla istismar edilmektedir.
İnsanlar ayrıştırılmakta ve ötekileştirilmektedir. Hoşgörü iklimi yerini korku iklimine
bırakmaktadır. Toplumun temelini oluşturan aileler dağılmakta, kardeşler arasına
nifak sokulmakta, akraba ve komşuluk ilişkileri gitgide zayıflamaktadır. İnsanların
birbirlerine olanı güveni azalmakta, yardımlaşma duygusu yok olmaktadır. Değer
yargılarımızı, örf ve adetlerimizi alt üst eden bazı diziler ve magazinsel programlar
reyting rekorları kırmaktadır. Çocuklarımız teknolojinin tuzağına düşmekte, en değerli
zamanlarını sosyal medyada gezinerek harcamaktadırlar.
İşsizlik artmakta, yoksulluk giderek yaygınlaşmaktadır. İş bulamayanlar kendilerine ve
çevrelerine büyük zararlar vermektedirler. Ülkede değer görmediğini ve hakkının
verilmediğini düşünenler başka ülkelere gitmenin yollarını aramaktadırlar. İşten
kaçmak veya kaytarmak bir hünermiş gibi anlatılmakta, hakkı olmayana el uzatmak
hakmış gibi görülmektedir. Kolay para kazanmanın derdine düşülmekte, etik ve ahlaki
sınırların dışına çıkılmaktadır.
Kötülüğün sıradanlaştığı günümüzde birçok kimse “Biz böyle değildik, bu hale nasıl
geldik?” sorusunu sormaktadır. Ancak kötülük sadece günümüzün bir sorunu değildir.
Kötülük insanlık tarihi kadar eskidir. Ve içinde insanın olduğu bir dünyada kötülük hiç
bitmeyecektir. Yazar Marquez “Kötülük dünyada değil, insanların yüreğindedir.”
derken, başka bir yazar William Golding “İnsan, arının bal üretmesi gibi kötülük
üretiyor.” der. Çevremizde ve tüm dünyada bunca kötülük yaşanırken, bizler bu
yaşanılanlara seyirci kalamayız, kalmamalıyız. Çünkü şair Özdemir Asaf’ın “Çokça
yağmur yağsa, temizlenir mi şu kirli dünya?” dediği bu dünyada hep beraber
yaşıyoruz. Bu dünyayı başkaları değil, biz kirlettik. Kirlettiğimiz bu dünyayı hep birlikte
temizlemeli, geleceğe daha yaşanılabilir bir dünya bırakmalıyız.
Güney Afrika eski Devlet Başkanı Nelson Mandela “Dünyamızda yoksulluk,
adaletsizlik ve büyük eşitsizlik devam ettiği sürece, hiçbirimiz gerçekten huzur
bulamayız.” der. Vicdan ve merhamet sahibi olup ta, bu dünyada huzurlu olduğunu
söyleyen var mıdır? Bence yoktur. Dünyanın herhangi bir yerinde yaşanan zulüm,
vicdanımızda büyük yaralar açmakta ve bizi huzursuz etmektedir. Bizler aynı gemide
1yolculuk eden farklı din, dil ve milletten oluşan yolcularız. Hepimiz farklı mesleklere
ve ünvanlara sahipiz. Kimimiz zengin kimimiz fakiriz. Eğer bu gemi su alır ve batarsa
hepimiz zarar görürüz. İçinde bulunduğumuz bu geminin sorunsuz bir şekilde limana
ulaşması en öncelikli hedefimiz olmalıdır. Bu hedefe ulaşılması için herkes imkanları
ölçüsünde elini taşın altına koymalıdır. Bu bir tercih değil, zorunluluktur.
Çinli filozof Chuang Tzu “İçinde başkalarına yer ayırmayan kişi, onların halinden
anlayamaz ve halden anlamayan biri için de herkes birer yabancıdır.” der. Aynı
dünyada yaşıyoruz, aynı gökyüzüne bakıyoruz, aynı havayı teneffüs ediyoruz ancak
birbirimizden bihaber yaşıyoruz. Sadece “canı” düşünüyoruz, “cananı” unutuyoruz.
Şair Sabahattin Ali “İnsan dünyaya sadece yemek, içmek ve koynuna birini alıp
yatmak için gelmiş olamazdı. Daha büyük ve insanca bir sebep lazımdı.” der. Önemli
olan sadece yaşamak değildir, yaşarken yaşatmayı da bilmektir. Yani dertli olanların
dertleriyle dertlenmek ve yaralarına merhem olmaya çalışmaktır. Bunun için kendi
kabuğumuzdan çıkıp başkalarına dokunabilmeli ve onların hayatında olumlu izler
bırakmalıyız. Yaratılışın ve yaşamın anlamı tam da budur.
Ancak kendisine faydası olamayan biri, başkalarına da faydalı olamaz. Kendini
değiştiremeyen, başkalarını hiç değiştiremez. Hindistan’ın bağımsızlık hareketinin
lideri Mahatma Gandhi “Dünyada görmek istediğin değişimin kendisi ol.” der. Dünyayı
değiştirmek istiyorsak, değişime önce kendimizden başlamalıyız. Bunun için
kendimizi yakından tanımalıyız. Tıpkı bir kitap okur gibi, kendimizi okumalıyız.
Okurken eksiklerimizi görebilmeliyiz, hatalarımızı ve yanlışlarımızı fark edebilmeliyiz,
potansiyelimizi keşfedebilmeliyiz. Ve sonra bizi biz yapmaktan alıkoyan neler varsa
hepsinden kurtulmalıyız. En başta “Benden bir şey olmaz”, “Ben yapamam” tarzı
olumsuz düşüncelerden sıyrılmalıyız. Sonra hedeflerimize odaklanmalıyız. Başarılı
olmak istiyorsak, kendi sınırlarımızı aşmalıyız.
Westminister Manastırı’nda bir din adamının mezar taşının üstünde şu ifadeler yer
almaktadır. “Genç ve hürken, düşlerim sonsuzken çevremdeki her şeyi değiştirmek
isterdim, dünyayı bile. Yaşlanıp akıllanınca dünyanın değişmeyeceğini anladım. Ben
de düşlerimi azaltarak sadece memleketimi değiştirmeye karar verdim. Ama o da
değişeceğe benzemiyordu. İyice yaşlandığımda artık son bir gayretle sadece ailemi,
kendime en yakın olanları değiştirmeyi denedim. Ama maalesef bunu da kabul
ettiremedim. Şimdi ölüm döşeğinde yatarken birden fark ettim ki, önce kendimi
değiştirseydim, onlara örnek olarak ailemi de değiştirebilirdim. Onlardan alacağım
cesaret ve ilhamla memleketimi daha ileri götürebilirdim.” Hayatımıza ışık tutacak bu
ifadeler, “Herkes dünyayı değiştirmeyi düşünüyor ama kimse kendini değiştirmeyi
düşünmüyor.” diyen ünlü yazar Tolstoy’u destekler niteliktedir. Dolayısıyla değişime
önce kendimizden başlamalıyız. Aksi halde hiçbir şeyi değiştiremeyiz.
Yazar Rutger Bregman tarafından yazılan “Çoğu İnsan İyidir” adlı kitapta şöyle bir
alıntıya yer verilmektedir. Dedesi torununa, “içimde bir savaş sürüyor, iki kurdun
savaşı. Biri kötü, öfkeli, açgözlü, kıskanç, kendini beğenmiş ve korkak. Diğeri ise iyi,
sakin, sevecen, mütevazı, eli açık, dürüst ve güvenilir. Bu kurtlar senin içinde de,
diğer bütün insanların içinde de savaşıyor,” demiş. Torunu biraz düşündükten sonra,
“Hangi kurt kazanacak?” diye sormuş. Yaşlı adam gülümseyip cevap vermiş:
“Beslediğin kurt.” Biz de içimizdeki iyi olan kurdu beslemeli ve büyütmeliyiz. Aksi
halde kazanan hep kötü kurt olacaktır.
Çamurda oynayan bir insan temiz kalamaz. İçinde kötülük olan bir insan da iyi
olamaz. Ünlü yazar Goethe “İnsan kalbinde ne taşırsa dünyayı da öyle görür. İnsan
yüreğinde ne taşıyorsa karşısındakine onu verir. İnsan aklında ne taşıyorsa hayatına
2onu katar.” der. Biz yüreğimizde iyilik taşımalıyız, merhamet taşımalıyız, sevgi
taşımalıyız, hoşgörü taşımalıyız, adalet taşımalıyız. Biz adil olmadan başkalarının adil
olmasını bekleyemeyiz. Başkalarını adil olmadığı için eleştiremeyiz. Bu yüzden tutum
ve davranışlarımızla önce örnek bir insan olmalıyız. Sonra dünyayı değiştireceğimize
inanmalı ve yola öyle çıkmalıyız.
Ancak bu yol uzundur ve meşakkatlidir. Dünyayı değiştirmek, tıpkı kıraç topraklarda
gül yetiştirmek gibidir. Yani çok zordur. Bazen güneşin altında terlemek gerekecek.
Bazen elimize ve ayaklarımıza dikenler batacak ve canımız yanacak. Bazen bu
topraklarda gül yetişmez diyenler çıkacak. Bizi, bu işten vazgeçirmeye çalışacaklar.
İşte dünyayı değiştirecek olanlar bu zorluklara katlanacak olan fedakâr insanlar
olacaktır. Önemli olan dünyayı değiştirmek değil, dünyayı kirleten insanları ve bu
insanlar tarafından kurulan sistemi ve düzeni değiştirmektir.
Bu, zor ancak imkansız değildir. İstersek ve buna inanırsak başarabiliriz. Herkes
evinin önünü güzelce süpürürse sokaklar güzelleşecek, şehirler güzelleşecek ve en
sonunda dünya güzelleşecektir. ABD’li ünlü düşünür Martin Luther King “Eğer sizden
sokakları süpürmeniz istenirse Michelangelo’nun resim yaptığı, Beethoven’ın beste
yaptığı veya Shakespeare’in şiir yazdığı gibi süpürün. O kadar güzel süpürün ki
gökteki ve yerdeki herkes durup burada dünyanın en iyi çöpçüsü yaşıyormuş desin.”
der. Biz de bulunduğumuz yerlerin en iyisi olmalıyız. Ressamsak en iyi resmi biz
yapmalıyız. Doktorsak en iyi tedaviyi biz uygulamalıyız. Yargı mensubuysak en adil
kararı biz vermeliyiz.
İngiliz tarihinin önemli devlet adamlarından biri olan Winston Churchill “Geçimimizi
kazandıklarımızla sağlar, ama hayatımızı verdiklerimizle inşa ederiz.” der. Biz alarak
bedenimizi, vererek ruhumuzu doyururuz. Hayatın amacı almakta, anlamı ise
vermekte saklıdır. Sahip olduklarımızı (para, sevgi, yetenek, zaman vb.) başkalarıyla
paylaştığımızda hem mutlu oluruz hem de mutlu ederiz. Yazar Anthony Robbins
“Yaşamanın sırrı vermektir.” der. Önemli olan varlıkta değil, yoklukta verebilmektir.
İnsan olmanın özünde iyilik yatar. İyilik ruhun ilacıdır. İyilik yaptığımızda kendimizi iyi
hisseder ve mutlu oluruz. İyilik iyidir ve bulaşıcıdır. Biz iyi olursak etrafımızdakiler de
iyi olur. Biz başkalarına iyilikte bulunursak, onlarda başkalarına iyilikte bulunur.
Yapılan her bir iyilik, suya atılan taş gibi dalga dalga büyüyerek çoğalır. Peygamber
Efendimiz (sas) “İnsanların en hayırlısı, insanlara faydalı olandır.” buyurmaktadır.
İyiliği emretmek, kötülükten alıkoymak anlamına gelen “emr-i bi’l ma’ruf nehy-i ani’l
münker” dinimizin bizlere yüklediği önemli vazifelerden biridir. Şunu unutmayalım, iyi
insanlar sonunda mutlaka kazanır. Şems-i Tebrizi “Kalbinde iyilik biriktirenin yolu hep
açıktır.” der.
Yazar Rutger Bregman “Çoğu İnsan İyidir” adlı kitabında; bilimsel deneylerle, tarihsel
olaylar ve örneklerle insanların kötü olduğu düşüncesine karşı çıkmakta ve çoğu
insanın iyi olduğunu ispatlamaya çalışmaktadır. İyi insanların varlığı ve bu insanların
yaptığı iyilikler azımsanmayacak kadar çoktur. Ancak yeterli değildir, yeterli olsaydı
muhtemelen dünyada bu kadar kötülük olmazdı. İyiliğin olduğu yerde kötülük can
çekişir ve sonunda ölür. Mısırlı filozof Plotinus “Kötülük iyiliğin yokluğudur.” der.
Kötülüğün panzehiri olan iyiliği çoğaltalım ki, kötülük kendine alan bulamasın.
Dünyayı daha yaşanır hale getirmek için bugün ne yaptım? Yarın ne yapabilirim?
sorusunu her gün kendimize sormalıyız. Her gün basit ancak anlamlı eylemlerle
insanların hayatında büyük farklar yaratabiliriz. Ve unutmayalım, büyük değişimler
küçük adımlarla başlar. Araştırmacı yazar Prof. Dr. Alev Alatlı “Bir mıh bir nal kurtarır,
bir nal bir at kurtarır, bir at bir atlı kurtarır, bir atlı bir savaş kurtarır, bir savaş bir vatan
3kurtarır.” der. İyi niyetle atacağımız küçük adımlar belki öngöremediğimiz çok büyük
sonuçlar doğuracaktır. Örneğin; tebessüm etmek, merhaba demek, hal hatır sormak,
kibar ve nazik olmak, çöpleri çöp kutusuna atmak, ulaşım araçlarında büyüklere yer
vermek, para ihtiyacı olan birine yardımda bulunmak, sokak hayvanlarına bir kap
mama vermek, giymediğimiz kıyafetleri ihtiyacı olanlara ulaştırmak, yolun ortasında
duran taşı kenara koymak, boş akan suları ve gereksiz yanan lambaları söndürmek,
trafik kurallarına uymak, bir fidan dikmek…
Kendi küçük ama anlamı ve etkisi büyük bu eylemleri çoğaltmak mümkündür. Bu
küçük eylemlerin yanı sıra bir de yaptıkları önemli çalışmalarla hem bilime hem de
insanlığa büyük katkılar sağlayan bilim insanlarımız bulunmaktadır. Bu kişiler buluş
ve icatlarıyla insanların hayatını kolaylaştırırken, dünyaya yön vermektedirler. Hayat
hikâyeleri ve bilimsel çalışmalarıyla insanlara ilham kaynağı olan bu kişilerin sayısı
arttıkça dünya daha yaşanılabilir hale gelecektir.
Daha yaşanılabilir bir dünya inşa etmede en büyük görev ve sorumluluk kuşkusuz
bizi yöneten yöneticilere düşmektedir. Kötü yöneticiler doğru politikalar üretemezler
ve doğru kanunlar çıkaramazlar. Dünyada yaşanan birçok sorunun temel nedeni kötü
yönetimdir. Çinli filozof Konfiçyus “Hükümdar adil olursa kanuna gerek yoktur;
hükümdar adil değilse kanunun anlamı yoktur.” der. Devletler liyakat ve sorumluluk
sahibi, dürüst yöneticiler tarafından yönetilmelidir. Yöneticiler kendi çıkarlarından
ziyade, devletin ve milletin çıkarlarını gözetmelidirler. Ayrıca sözleri, davranışları ve
yaşantılarıyla topluma örnek olmalıdırlar. Bulundukları önemli görevlerden dolayı,
yöneticilerin toplum üzerinde bıraktıkları etki oldukça yüksektir. İyiler olumlu, kötüler
ise olumsuz etki bırakırlar. “Baş nereye giderse, ayak da oraya gider.” atasözü bu
durumu gayet iyi özetlemektedir.
Ancak şunu unutmayalım, toplumu oluşturan bizler iyi olursak, iyileri seçeriz ve iyiler
tarafından yönetiliriz. Peygamber Efendimiz (sas) “Sizler nasıl (kimseler) olursanız
öyle yönetilirsiniz.” buyurmaktadır. Bizi yönetenler toplumun aynasıdır. Onlar bizi
yansıtırlar. Eğer hak ettiğimiz gibi yönetilmiyorsak önce dönüp kendimize bakmalı ve
kendimizi düzeltmeliyiz. Zalim Haccac’a atfedilen bir anekdot vardır. Bir şahıs, Emevi
Valisi Haccac’a Hz. Ömer’in adaletinden bahseder. Haccac da ona şu manidar
cevabı verir: “Siz Ömer zamanındaki insanlar olsaydınız, hiç şüphesiz ben de Ömer
olurdum.” İyi insanlar iyilerle, kötü insanlar kötülerle yol yürürler. “Bana arkadaşını
söyle sana kim olduğunu söyleyeyim?” atasözü bu duruma ışık tutmaktadır.
İnsan hakları savunucusu Nelson Mandela “Eğitim, dünyayı değiştirmek için
kullanabileceğiniz en güçlü silahtır.” der. Eğitim bireylerin kişisel gelişimine önemli
katkıda bulunurken, toplumların refah seviyesini de arttırır. Eğitimli kimseler dünyayı
daha iyi okuyan ve dünyada yaşanan sorunlara kayıtsız kalmayan kimselerdir. Bu
kimseler sorun değil, çözüm üretirler. Bilim insanı Prof. Dr. Celal Şengör “Eğitimi
özgürlüğe bırakmayacaksın, zorla yapacaksın. Çünkü senin cahilliğin, benim
yaşamımı etkiliyor.” der. Eğitimin olmadığı yerde cehalet vardır. Büyük düşünür
Sokrates “Cehaletten daha büyük bir kötülük yoktur.” der. Eğitimin niteliğini arttırarak,
daha donanımlı ve nitelikli bireyler yetiştirmeliyiz.
Ancak her şeyden önce “iyi bir insan” yetiştirmeliyiz. On yaşına kadar tüm çocuklara
sadece “iyi bir insan nasıl olunur” adlı eğitim verilmelidir. Eğitimin içeriğini “insani ve
ahlaki değerler” oluşturmalıdır. Bu eğitimi verecek öğretmenler, öğrettiklerini yaşayan
idealist kimseler olmalıdırlar. “Geçmişini bilmeyen, geleceğine yön veremez.”
sözünden hareketle, çocuklara tarihimiz anlatılmalı ve tarih şuuru kazandırılmalıdır.
Kitap okumayı sevdirmek, eğitimin amaçlarından biri olmalıdır. Çocuklar bu eğitimden
4sınava tabii tutulmamalıdır. Çocukların bu değerleri özümsemeleri ve yaşantılarına
yansıtabilmeleri amaçlanmalıdır. Çocuklara görev ve sorumluluklar verilmeli, bunları
yapıp yapmadıkları kontrol edilmelidir. Meşhur bir Çin atasözü “Bana balık verme,
balık tutmayı öğret.” der. Eğitici durumunda bulunan herkes, bu sözü hayat felsefesi
haline getirmelidir.
Gücü elinde bulunduran ve bu gücü maalesef kötüye kullanan liderler bulunmaktadır.
Bu liderler aldıkları kararlarla dünyayı büyük bir felakete sürüklemektedirler. Sadece
bu liderlerle değil, kötü olan herkesle mücadele edebilmek için onlardan daha güçlü
olmalıyız. Ülkelerin en değerli güç kaynağı insandır. Bundan dolayı insana yatırım
yapmalıyız. İnsana yapılan yatırım, geleceğe yapılan yatırımdır. Düşünen, sorgulayan
ve üreten insanları takdir etmeli ve desteklemeliyiz. Bu insanların desteğiyle, katma
değeri yüksek teknolojik ürünler üretmeliyiz. Hem bireysel hem toplumsal açıdan ne
kadar güçlü olursak dünyada o kadar çok söz sahibi oluruz. Güçlü olduğumuzda
hakkı ve haklıyı daha çok savunur, mazlumu ve mağduru daha çok koruruz. Kötülüğe
engel, iyiliğe yol oluruz. Dünyanın en güçlü ülkeleri iyi insanlar tarafından yönetilmiş
olsaydı, dünyada bu kadar çok savaş olur muydu? Bu kadar çok insan ölür müydü?
Bu kadar çok kötülük işlenir miydi? Eminim bunların birçoğu olmazdı.
Hayat başı ve sonu olan bir yoldur. Önemli olan bu yolda nasıl ilerlediğimizdir. Bu
yolda gül olmakta var, diken olmakta... Biz gül olmalıyız. Bize taş atana biz gül
atmalıyız. Kim olursa olsun yolda düşene el uzatmalıyız. Yolunu kaybedene yön
göstermeliyiz. Yalnız kalana yoldaş olmalıyız. Yükü olana omuz vermeliyiz. Öyle bir
hayat yaşamalıyız ki, bizi tanıyanlar “Dünyada böyle insanlar da varmış.” demeli.
Peygamber Efendimiz (sas) “Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz. Nasıl ölürseniz öyle
dirilirsiniz.” buyurmaktadır. İyi olmaya ve iyi yaşamaya gayret edelim.
Büyük mütefekkir Mevlana “Herkes ölüp gidiyor bir sen mi kalacaksın? Ha iki gün
fazla, ha iki gün az yaşayacaksın. Ateşte kül toprakta gül olacaksın. Mühim olan
yaşarken insan olacaksın.” der. Evet, insan olmalı ve insan kalmalıyız. Ne pahasına
olursa olsun insanlığımızdan ödün vermemeliyiz. Yüreğimize sevgi, barış ve kardeşlik
tohumları ekmeliyiz ve bu tohumların filizlenip meyve vermesi için de ne gerekiyorsa
yapmalıyız. Üstad Necip Fazıl “Tohum saç, bitmezse toprak utansın! Hedefe
varmayan mızrak utansın! Hey gidi Küheylan, koşmana bak sen! Çatlarsan, doğuran
kısrak utansın!” der. Yaptığımız tüm iyilikler, bizim en büyük mirasımız olacaktır. Bir
gün ölüp gideceğiz, geriye sadece yaptığımız iyilikler kalacaktır. Zaten asıl mesele,
“Baki kalan bu gök kubbede hoş bir seda bırakmak” değil midir?
Yazımı tamamlarken, kötülük yapanlara ve kendi menfaatleri için dünyayı yaşanmaz
hale getirenlere Pablo Neruda'nın umut dolu o muhteşem sözüyle seslenmek
istiyorum: “Tüm çiçekleri koparabilirsiniz ama baharın gelişini engelleyemezsiniz.”
Her şeye rağmen hayallerimizi diri tutalım, umudumuzu yitirmeyelim ve heyecanımızı
kaybetmeyelim. Bunu başardığımızda, beklediğimiz o bahar bir gün gelecek ve
çiçekler tekrar açacaktır.


Yorumlar