HAFTANIN ÖRNEK VİCDAN DAVRANIŞI
- editoryal4
- 1 saat önce
- 2 dakikada okunur

Bilimsel Kariyerini Adalet Arayışıyla Birleştiren Bir Ses: Lena Sophie Schneider
Vicdan Vakfı gönüllüleri olarak her hafta dünyadan bir vicdan davranışını seçip görünür kılmaya çalışıyoruz. Amacımız hep aynı: İçten gelen bir sorumluluk duygusuyla, vicdanın sesini dinleyerek atılan anlamlı adımları fark ettirmek.
Bu haftanın vicdan kahramanı: Kürtlerle dayanışmak için Almanya'dan Nusaybin sınırına gelen bilim insanı ve aktivist Lena Sophie Schneider.
Ne Oldu?
2026 yılının başında Orta Doğu, on yıllardır süregelen siyasi fay hatlarının kırıldığı oldukça gerilimli bir döneme tanıklık etmektedir. Özellikle 20 Ocak 2026 tarihinde Nusaybin-Kamışlı sınır hattı, bölgesel güç kaymaları ve sivil halka yönelik artan saldırılar nedeniyle dünyanın en kırılgan bölgelerinden biri haline gelmiştir. Sınırın her iki yanındaki halkın yaşadığı acılara ve saldırılara karşı tepki göstermek amacıyla yaklaşık 1.000 kişi sınıra akın etmiş; bu süreçte gazetecilerin vurulması ve sivillerin şiddete maruz kalması krizin boyutunu derinleştirmiştir.
Bu şiddet sarmalının ortasında, Heinrich Heine Üniversitesi’nde mikrobiyoloji uzmanı olarak görev yapan Lena Sophie Schneider, akademik kariyerini ve laboratuvar ortamındaki titizliğini toplumsal bir sorumluluğa dönüştürerek Nusaybin'e gelmiştir. Schneider, sınır hattında akıcı bir Kürtçe ile yaptığı konuşmalarda, Kürt halkına sahip çıkılması adına elinden gelen her şeyi yapacaklarını ifade etmiştir.
Peki, Bu Davranış Neden Seçildi?
Lena Sophie Schneider’in bu eylemi, bireysel vicdanın nasıl kolektif bir direniş öznesine dönüşebileceğini göstermesi bakımından seçilmiştir. Schneider, "adaleti" sadece hukuki bir terim değil, toplumsal bir sağlık hali olarak tanımlamış; laboratuvarındaki uzmanlığını Orta Doğu'daki krizlerin çözümüne yönelik etik bir duruşla birleştirmiştir. Bir Batılı bilim insanı olarak, kendi ülkesinin ve küresel güçlerin bölge politikalarındaki ikircikli tutumunun yarattığı etik boşluğu görerek bir "borçluluk" ve "sorumluluk" bilinciyle hareket etmiştir.
Schneider, konfor alanından çıkarak ve sınırda yaşayan insanların dilini öğrenerek onlarla yatay ve eşit bir ilişki kurması, yardıma muhtaç bir kitleye "üstten bakmak" yerine mücadelenin bir parçası olma iradesini yansıtmıştır. Kendi devletinin kaynak odaklı politikalarını deşifre ederken, Nusaybin’deki sınır tellerinin aslında küresel çıkarları korumak için çekildiğini yüksek sesle söylemesi, sessiz kalmanın sorumluluğundan kaçan her birey için emsal bir vicdani tutumdur.
Dileriz ki Lena Sophie Schneider’in Nusaybin sınırında yükselttiği bu vicdan sesi, sadece bir coğrafyanın değil, tüm insanlığın ortak özgürlük arayışının yankısı olur.




Yorumlar