HAFTANIN ÖRNEK VİCDAN DAVRANIŞI
- editoryal4
- 2 gün önce
- 2 dakikada okunur

Sosyolog İsmail Beşikçi'nin "Ana Dil" Çağrısı: "Kürtçe Dersini Seçin, Çocuklarınıza Kimliğini Öğretin"
Vicdan Vakfı gönüllüleri olarak her hafta dünyadan ve hayatın içinden bir vicdan davranışını seçiyor, sessiz kalmayanların sesini görünür kılmaya çalışıyoruz.
Bu hafta gönüllülerimizin oylarıyla belirlenen örnek vicdan davranışı; ömrünü bilime, hakikate ve adalete adamış bir aydının, bir halkın en temel insani hakkı olan "ana dil" için yaptığı samimi ve sorumlu çağrısıdır.
Bu Haftanın Vicdan Kahramanı: İsmail Beşikçi
İsmail Beşikçi kimdir?
1939 Çorum İskilip doğumlu bir sosyolog ve düşünürdür. Ancak onu sadece akademik unvanlarıyla tanımlamak, onun hikayesini anlatmaya yetmez. Beşikçi, Türkiye'de Kürt meselesi üzerine yaptığı bilimsel çalışmalar ve resmi ideolojiye yönelttiği eleştiriler nedeniyle ağır bedeller ödemiş bir isimdir. Yazdığı kitaplar ve savunduğu düşünceler yüzünden tam 17 yıl 3 ayını cezaevinde geçirmiş, üniversiteden ihraç edilmiş, ama kalemini ve vicdanını hiçbir iktidara teslim etmemiştir. Onun hayatı, bir bilim insanının hakikat uğruna nasıl direnebileceğinin çarpıcı bir örneğidir.
Peki, Ne Oldu?
Şubat 2026'nın bu son haftasında, Türkiye'deki ortaokul öğrencileri için 2026-2027 eğitim yılı seçmeli ders tercih süreci devam ediyor. MEB'in sunduğu "Yaşayan Diller ve Lehçeler" kapsamında Kurmancî ve Zazakî derslerinin açılması için velilerin e-Okul üzerinden tercih yapması gerekiyor.
İsmail Beşikçi, 87 yaşında olmasına rağmen bu süreçte bir kez daha sorumluluk alarak velilere seslendi: "Kürtçe dersini seçin, çocuklarınıza ana dillerini öğretin."
Bu Davranış Neden Seçildi?
Bu çağrı, ilk bakışta sıradan bir seçmeli ders tercih önerisi gibi görünebilir. Oysa arkasında, onlarca yıllık bir mücadelenin, sayısız bedellerin ve derin bir vicdani duruşun izleri var. Beşikçi, bir dilin yok olmasını bir insanlık mirasının yok olması olarak görüyor. Kendisi, 87 yıllık ömrünün büyük kısmını bu uğurda baskı görerek geçirmesine rağmen, bugün karşısına çıkan en ufak bir fırsat kapısını bile o halkın çocukları için sonuna kadar zorlamayı vicdani bir borç biliyor.
Belki de en çarpıcı olan şu: Beşikçi'nin kendisi Kürt değil. Yani bu çağrı, kendi kimliğini savunma çabası değil, başka bir halkın en temel hakkı için verilen bir mücadeledir.
Beşikçi'nin çağrısı aynı zamanda son derece gerçekçi ve pratiktir. Teorik tartışmaların ötesine geçip, "bugün ne yapabiliriz?" sorusuna somut bir cevap veriyor. Bir dilin sınıf kapılarından içeri girmesinin, o dilin evlerde de konuşulmasına vesile olacağını biliyor.
Bir dili canlandırmanın devrim beklemekle değil, bugünden atılabilecek küçük ama anlamlı adımlarla mümkün olduğunu gösteriyor.
Dileriz ki bu örnek vicdan davranışı, başka vicdanları da harekete geçirir ve bir dilin yaşama hakkının sadece o dili konuşanların değil, hepimizin sorumluluğu olduğunu hatırlatır.




Yorumlar