top of page

HAFTANIN ÖRNEK VİCDAN DAVRANIŞI

Çıplak Aramaya ve Mahalle Körlüğüne Karşı Avukat Çiğdem Koç’un Vicdani Çığlığı


Vicdan Vakfı gönüllüleri olarak her hafta dünyadan ve hayatın içinden bir vicdan davranışını seçiyor, onu görünür kılmaya çalışıyoruz.


Bu hafta gönüllülerimizin oylarıyla seçilen davranış; çıplak arama gibi insan onurunu ezen ağır bir işkenceye ve bu konuda yıllardır sergilenen “mağdura göre değişen ahlak” anlayışına karşı net bir itiraz yükselten Avukat Çiğdem Koç’un vicdani çığlığı oldu.


Bu haftanın vicdan kahramanı: Avukat Çiğdem Koç.


Avukat Çiğdem Koç Kimdir?

Çiğdem Koç, 1972 doğumlu bir hukukçu, avukat ve yazardır. Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun olmuş, uzun yıllardır avukatlık mesleğini icra etmektedir. Ancak onu sadece “avukat” sıfatıyla anlatmak eksik kalır. Çünkü Çiğdem Koç, hukuku yalnızca kanun maddeleri üzerinden değil; insan onuru, vicdan, adalet ve hakikat üzerinden de okuyan bir isimdir.


Yazarlık yönüyle de bilinen Koç’un çeşitli dergi ve gazetelerde yayımlanmış yazıları, radyo oyunları ve öyküleri vardır. “İkimizden Daha Büyük Bir Şey” ve “Gece Demekmiş Leyla” adlı kitapları da onun edebiyat, insan, acı ve adalet üzerine düşünen tarafını gösterir.


Çiğdem Koç aynı zamanda Vicdan Vakfı’nda da aktif sorumluluklar üstlenmiş; hukuk, kültür-sanat, uluslararası ilişkiler ve toplumsal cinsiyet hakları gibi alanlarda gönüllü çalışmalar yürütmüştür. Yani onun varlığı ve faaliyetleri yalnızca mahkeme salonlarında değil, toplumun vicdanını diri tutmaya çalışan alanlarda da açıkça görülmektedir.


Ne Olmuştu?

Haziran 2026’da Türkiye’de çıplak arama meselesi bir kez daha ülke gündemine oturdu. Bu defa tartışmanın merkezinde, İstanbul Büyükşehir Belediyesi iştiraklerinden Medya A.Ş. Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker vardı.

Fatoş Pınar Türker, İBB davası kapsamında tutuklu yargılanıyordu. 9 Haziran 2026’da görülen duruşmada yaptığı savunmada, gözaltı sürecinde İstanbul Vatan Emniyet Müdürlüğü’nde çıplak aramaya maruz bırakıldığını detaylarıyla anlattı. Türker, yapılanların kendisinde yalnızca fiziksel değil, derin bir psikolojik iz bıraktığını; bu uygulamanın bilhassa insanların onurunu ve gururunu kırmak için yapıldığını düşündüğünü söyledi.


Duruşma salonunda kadınlara dönerek söylediği “Utanan varsa çıkabilir, ben utanmıyorum. Yapan utansın, ben utanmıyorum” minvalindeki sözleri ise meselenin tam kalbine dokundu. Çünkü çıplak aramanın en kirli taraflarından biri de budur: Failin utanması gereken yerde, mağdura utanç yükleyen çarpık zihniyetlerde maalesef bulunabiliyor.



Türker’in beyanları kamuoyunda büyük yankı uyandırdı. İçişleri Bakanlığı, iddiaların araştırılması için Mülkiye Müfettişi ve Polis Müfettişi görevlendirildiğini açıkladı. İstanbul Emniyet Müdürlüğü ise işlemlerin mevzuata uygun yapıldığını savunarak iddiaları reddetti. Sivil toplum örgütleri, kadın örgütleri, insan hakları kurumları ve hukukçular ise çıplak aramanın bir güvenlik prosedürü değil; insan onurunu, mahremiyeti ve beden bütünlüğünü hedef alan bir işkence ve cinsel şiddet biçimi olduğunu vurguladı.


Aslında bu konu yeni değildi. Yıllardır Gezi eylemcilerinden Kürt siyasetçilere, Gülen Cemaati üyeliği iddiasıyla gözaltına alınan kadınlardan, muhafazakâr öğrencilere, gazetecilerden Filistin destekçisi gençlere kadar çok farklı kesimlerden insanlar çıplak arama iddialarını dile getirmişti. Fakat Türkiye’de hak ihlallerine gösterilen tepki çoğu zaman mağdurun kim olduğuna göre değişti. Kendi mahallesine yapılınca “insan hakkı” denilen şey, ötekine yapılınca ya görmezden gelindi ya da güvenlik bahanesiyle meşrulaştırıldı.


İşte Çiğdem Koç’un çıkışı tam da bu ikiyüzlülüğe yöneldi.


Fatoş Pınar Türker’in beyanlarının ardından Avukat Çiğdem Koç, X hesabından çıplak arama tartışmasının asıl ahlaki yarasına dokunan son derece vicdani bir açıklama yaptı:

“Çıplak arama işkencedir. İşkence ağır suçtur.

Ama kime yapılırsa yapılsın öyledir. Öteki(!)ne yapılınca görmezden gelenlere yapıldığında susmamak gibi bir ahlakımız var iyi ki!


Çünkü ikiyüzlülük, bana sorarsan, daha ağır suçtur. Her şeyin müsebbibi budur çünkü.”

Bu sözler yalnızca bir hukuki itiraz değildi. Aynı zamanda Türkiye’deki mahalleci vicdan anlayışına, seçici insan hakçılığına ve “bana yapılınca zulüm, ötekine yapılınca müstahak” diyen çürümüş zihniyete karşı açık bir yüzleşme çağrısıydı.


Neden Bu Davranış Seçildi?

Çiğdem Koç’un bu çıkışı seçildi, çünkü o çıplak arama meselesine mağdurun kimliğine göre değil, insan onuruna göre baktı. “Çıplak arama işkencedir” derken bunun yanına bir parantez açmadı. “Ama şu gruba yapılınca başka, bu gruba yapılınca başka” demedi. Tam tersine, işkencenin adını koydu ve bu adın mağdura göre değişmeyeceğini bir kez daha hatırlattı.

Zaten bu meselenin en yakıcı tarafı da burada değil mi? Yıllar boyunca bu ülkede farklı kesimlerden insanlar çıplak arama iddialarını dile getirdi. Ama ne oldu? Çoğu kişi kendi mahallesine göre duydu, kendi mahallesine göre sustu, kendi mahallesine göre öfkelendi.

İşte Çiğdem Koç’un sözü tam da bu kayırmacı/değişken bakış açısını bozduğu için kıymetlidir.


Çünkü çıplak arama, kime yapılırsa yapılsın insan onuruna saldırıdır. Bunu yapanın da, buna mevzuat kılıfı bulanların da, “ama onlar da şuydu buydu” diyerek görmezden gelenlerin de taşıdığı ağır bir vebal vardır. İnsan bedeni, devletin intikam alanı değildir. Mahremiyet, siyasi kimliğe göre azalıp çoğalan bir hak değildir. İşkence de mağdurun kimliğine göre isim değiştirmez.


Çiğdem Koç’un tavrı bu yüzden sadece bir hukukçu tepkisi değildir; aynı zamanda ahlaki bir mizan koyma çabasıdır.

“Ötekine yapılınca susanlar, bugün kendilerine yapılınca adalet istiyor olsa bile biz yine susmayız” demek kolay bir söz değildir.

Çünkü bu söz, hem çıplak arama gibi insan onurunu hedef alan bir zulme hem de mağdur seçen ikiyüzlü vicdan anlayışına aynı anda itiraz eder.


Bu davranışı vicdanlı kılan taraf da tam buradadır. Çiğdem Koç, “benimkiler” ve “ötekiler” arasında gidip gelen o sakat ahlakı reddetti. İnsan haklarını mahalle aidiyetlerine bağlamadı. Çıplak aramaya, kimin başına geldiğine bakmadan aynı netlikle karşı çıktı.

Dileriz ki bu vicdani çıkış, bize şunu yeniden hatırlatır: Zulüm, sadece bize dokunduğunda zulüm değildir. İşkence, sadece sevdiğimiz insanlara yapıldığında işkence değildir. İnsan onuru, sadece bizim mahallemizin insanlarına mahsus bir imtiyaz değildir.


Umarız bir gün bu ülkede herkes, mağdurun kimliğine, inancına, siyasi geçmişine ve aidiyetine bakmadan aynı cümleyi kurabilecek vicdani olgunluğa erişir:

Çıplak arama işkencedir.

Kime yapılırsa yapılsın işkencedir.

Ve buna susmak da, meşruiyet kazandırmak da, “ama”larla gölge düşürmek de insanlık adına ağır bir vebaldir.


Bir sonraki haftanın örnek vicdan davranışında görüşmek üzere…


 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör
HAFTANIN ÖRNEK VİCDAN DAVRANIŞI

İnançlarını ve Kimliklerini Korumak Adına Askerliği Reddeden Ortodoks Yahudilerin Sivil İtaatsizliği Vicdan Vakfı gönüllüleri olarak her hafta dünyadan bir vicdan davranışını seçiyor ve görünür kılmay

 
 
 
bottom of page