top of page

"Otoritenin En Çok Korktuğu Kelime 'Neden'dir": Prof. Dr. Doğu Ergil ile "Diyaloglar" Söyleşisi

2 saat önce
4 dakikada okunur

Vicdan, adalet ve demokrasi üzerine Ankara'da açık yürekli bir konuşma


Vicdan Vakfı'nın "Yazarın Arka Bahçesi" söyleşi dizisi, sosyolog ve siyaset bilimci Prof. Dr. Doğu Ergil'i ağırladı. Ergil, moderatör Çiğdem Acarbaş'ın sorularıyla, 55 diyalogdan oluşan son kitabı Diyaloglar'ı anlattı. Söyleşi Vicdan Vakfı Genel Merkezi'nde yapıldı ve vakfın YouTube kanalından canlı yayınlandı. Salondan ve YouTube'dan gelen sorularla iki saate yakın sürdü.


Acarbaş söyleşiyi kitabın açılış cümlesiyle başlattı: "Anlamak cesaret ister. Cesaret ise konforu bozar." Kitap, bilgiyle donanmış bir hoca ile ona "hakikat arayıcısı" adını verdiği bilgiye susamış bir öğrencinin konuşmalarından oluşuyor. Ergil, okur için üçüncü bir koltuğu bilerek boş bıraktığını söyledi: "Oraya otursun ve o da katılsın diye."


KHK'lar: "Soramazsınız, sorgulayamazsınız"

Adaletin kurumsallaşması sorusuna Ergil, mahkemelerin, yasaların ve anayasanın da tek başına yetmediğini hatırlatarak yanıt verdi. Ardından şunları söyledi: "Şimdi bir ucubeyle karşı karşıyayız: Kanun hükmünde kararname. Nedir biliyor musunuz? Ferman. Bir zamanlar padişahın fermanı vardı. Padişah adı yerine başka bir ad var, fakat fermandır. Soramazsınız, sorgulayamazsınız ve sonuçlarına katlanmak zorundasınız."

Ergil'e göre bir toplum bunun sonuçlarına katlanmaya razı edilirse tek bir ağızdan çıkan sözle yönetilebilir. Bu yüzden otoritenin muhakkak kontrol edilmesi gerekir. "Demokrasinin en kısa tanımı yetkilerin sınırlandırılmasıdır." Bu yetki toplumun, kendisini yönetmesi için seçtiği insanlara verdiği yetkidir, "yukarıdan inmiş, kutsal, sorgulanamaz, değiştirilemez bir şey değil." Sınırlanmayan güç ise "muhakkak tekelleşir ve keyfîleşir."


Otoritenin en çok korktuğu kelime: "Neden?"

Ergil, diyalog ile diyalektiğin aynı kökten geldiğini, diyalogda ast-üst olmadığını, amacın bilgi aktarmak değil birlikte hakikat aramak olduğunu söyledi. "Tartışma" kelimesini de Türkçenin bir armağanı olarak niteledi: Fikirlerin tartıya konmasıdır bu. Hakikate tam olarak ulaşmanın kolay olmadığını, asıl amacın ona yaklaşmak olduğunu vurguladı.

Bugünün otoritesini eskisinden ayırdı: "Eskiden otorite tezahür ederdi, yasak yasak derdi. Bugün soru sormanızı istemiyor. Sizi farklı yanıtlara ulaşmaktan alıkoyuyor." Ardından şunu ekledi: "Otoritenin en çok korktuğu kelime 'neden' kelimesidir. Sorduğunuz anda cevap vermesi mümkün değil." Kitabın alt başlığı olan "otorite çağında hakikat"in anlamı da bu: Otoriter bir toplumda hakikate ancak otoritenin izin verdiği aralıkta ulaşılabilir.

Okurlardan biri kitabı bitirince "kafamın allak bullak olduğunu" söylediğinde Ergil kitabın amacını hatırlattı: "Bu kitabın amacı cevap vermek değil, soru sormak. Kendi sorularınızı sorarsanız kendi cevaplarınızı alırsınız." Eğitim sistemini de eleştirdi: "Bize başkalarının bir zamanlar sorduğu sorulara verilmiş yanıtlar aktarılır, soru sormak öğretilmez."


Adalet, vicdan ve hukuk

Kitaptaki tanımı moderatör hatırlattı: Adalet vicdanla başlar, ahlakla şekillenir, hukukta kurumsallaşır. Bir okur, kitabın "hukuk adaletin haritasıdır ama pusulası vicdandır" cümlesini de salonla paylaştı. Vicdanın hangi organla ilgili olduğunu soran bir dinleyiciye Ergil, vicdanın bir organa bağlanmaması gerektiğini, onun insanoğlunun en büyük hasretlerinden biri olduğunu söyledi. "Vicdan kurumsallaşırsa hukuk olur. Çünkü vicdan haksızlığa, sahte olana, zalime karşı çıkar."

Adalet duygusunun nasıl yeniden inşa edileceği sorulduğunda ilk adımı şöyle tarif etti: "Ne istiyorsanız başkasının da isteme hakkı olduğunu kabul ederek başlayacaksınız. İstediğinizi başkasına inkâr ederseniz hak değil, imtiyaz arıyorsunuz demektir." "Adalet istemeyenler ayrıcalık istiyor." Ona göre kanunlar her ülkede çiğnenir, ama kanuna uyum geçerli bir norm hâline gelirse adalet de barış da ekonomik istikrar da yaşayabilir. Yasa önünde eşitlik ve fırsat eşitliğini öldüren bir toplumun varlığını sürdürmesinin mümkün olmadığını da ekledi.


Demokrasi yorgunluğu ve seçim

Ergil, "demokrasi yorgunluğu"nu deniz kıyısında insanı sürekli geri iten dalgalara benzetti. Seçimin bir savaş değil, yarış olduğunu vurguladı: "Seçimde düşman yoktur, rakip vardır. Düşman yok edilir. Yarışta rakiple yarışırsınız, onu yok etmezsiniz." Herkesin başlangıç çizgisinde eşitlendiğini, bu çizgiyi biri kendi lehine değiştirirse ortaya çıkan düzenin rekabetçi olmayacağını, adil olmayacağını ve meşru olmayacağını söyledi.


Kahramanlık ve "içerideki düşman"

"Kahramanlık haksızlığa karşı çıkmaktır. Yalana, yanlışa karşı durabilmek, mağdura destek olmak, onu güçlüye karşı korumaktır." Ergil'e göre eskiden toplumun düzenini bozan bir dış etmen vardı, bugün bu büyük ölçüde içselleştirildi: Korku, konfor, suskunluk, haksızlığa alışmak. "Düşman artık içeride aranmalı. Bu sessizlik, bu dirençsizlik." Ayrıca kötülük örgütlüyse iyiliğin de örgütlenmesi gerektiğini söyledi: "Otoriterliğin nasıl örgütlendiğini gördükten sonra demokrasiyi nasıl örgütleyeceğimizi tespit etmeliyiz."


Kürt meselesi ve barış

Ergil, Kürt meselesinin ülkedeki uzun bir ayrışma zincirinin parçası olduğunu söyledi: "Doğada sorun yoktur, olgular vardır. Olguları anlamaz ve yönetemezseniz sorun haline dönüşür." Ulusun "Türk, Müslüman ve Sünni" diye tanımlanmasının Kürtleri, Alevileri ve gayrimüslimleri dışarıda bıraktığını belirtti.

Barışı, karşılıklı bir anlaşma ve uzlaşma olarak tanımladı: "Demokrasinin esası uzlaşmadır. Bizde barış, bir tarafın diğerini tepeleyip diz çöktürmesi olarak öğretildi." Yüz yıldır bunun yapılamadığını, hatalarından ders çıkarıp geri dönemeyen bir toplumun ikinci yüzyılı taşıyamayacağını söyledi. Bugün süren sürecin demokratik bir refleksle değil, büyük kayıplardan doğan bir ihtiyaçtan çıktığını belirten Ergil, çözümün olabileceğini ama uzun süreceğini, ne kadar kayıpla olacağının bilinmediğini söyledi. 1995'te kendi hazırladığı raporun ardından yargılandığını, bir gazetecinin haber vermesine kadar bilmediği bir şekilde on beş yıl sonra Milli Güvenlik Kurulu'nda o rapordan yararlanma kararı alındığını da anlattı.


"Yerli ve milli" söylemi

"Yerli ve millinin öyküsü örgütlü riyakârlıktır." Ergil'e göre uluslararası camiada saygın bir yer isteyen ülke, sanayisi, eğitimi, insan kalitesi ve hukukuyla o camianın standardına uymak zorunda. "Yerli ve milli bunlardan kaçış içindir." "Biz asker milletiz" sözünün de bir gelişmişlik göstergesi olmadığını, gelişmiş toplumda mesleklerin ayrıştığını, herkesin asker olduğu toplumun aşiret düzeyinde kaldığını söyledi.


Gençlere kalan vaat

Söyleşinin en ağır bölümlerinden biri gençlere dairdi. Kendisi Amerika'da doktora yaptığı hâlde teklifleri geri çevirip ülkesine döndüğünü, çünkü "ülkem o zaman benim faydalı olmamı sağlayacak imkânları sunabiliyordu" diye düşündüğünü anlattı. 68 kuşağının "dünya değişebilir, biz istersek değiştirebiliriz" inancını hatırlattı ve şunu söyledi: "Bu ülkenin gençlerine bir vaadi kalmadı. Gençlerin önü kapanıyor. Bir değer nerede karşılığını bulursa oraya gider. Beyinler de gidiyor, gençler de. Hiç suçlayamazsınız."


Gerçek ve hakikat

Bir izleyicinin hakikatin kaynağını sorması üzerine Ergil gerçekle hakikat arasındaki farkı özetledi: "Gerçek olan şeylerdir, bizim dışımızda olan şeylerdir. Hakikat aranır, size verilmez. Ama aralarında bir bağ vardır. Gerçeklerin nedenini niçinini ararsanız, bulduğunuzu sorar, sorgular, tartar, kanıtlarsanız o hakikate dönüşür."


Umut

Söyleşi, YouTube'dan gelen "umudunuz var mı?" sorusuyla kapandı. Ergil şöyle yanıtladı: "Ümidi hiçbir zaman kırmamak lazım. Yoksa edilginleşirsiniz, özne olmaktan çıkıp nesne haline gelirsiniz. Özne kararı veren ve yapandır."


Er Ryan'ı Kurtarmak'tan bir soru

Ergil, "Tanrı Türk'ü korusun" sözüne değinirken Er Ryan'ı Kurtarmak filminden bir soruyu hatırlattı: Tanrı bizim yanımızdaysa karşı tarafın yanında kim var? Savaş alanında iki taraf da aynı Tanrı'ya "beni muzaffer et" diye yakarıyorsa, "böyle bir durumda Tanrı olmak istemem, açıkçası."


Vicdan Vakfı olarak "Yazarın Arka Bahçesi"nde düşünen, soran ve sorgulayan sesleri ağırlamayı sürdüreceğiz. Söyleşinin tamamını izlemek için: YouTube kaydı

Yorumlar


bottom of page