top of page

HAFTANIN ÖRNEK VİCDAN DAVRANIŞI


Peşaver'den dolaşıma giren bir ekmek-adalet hikâyesi ve onu paylaşan milyonların sessizce dile getirdiği özlem


Vicdan Vakfı gönüllüleri olarak her hafta dünyadan bir vicdan davranışını seçiyor ve görünür kılmaya çalışıyoruz. Bu hafta gönüllülerimizin oylarıyla seçilen davranış, alışık olduğumuzdan biraz farklı: Tek bir kişinin tek bir anına değil; bir hikâyenin etrafında, isimsizce toplanan binlerce vicdanın ortak duruşuna ait.

Neler Yaşandı?

Mayıs 2026'nın ilk haftasında Pakistan'ın Peşaver şehrinden bir adalet anlatısı sosyal medyada hızla dolaşıma girdi. Hikâyeye göre, eşini bir kazada yitirmiş ve üç çocuğuna bakmaya çalışan "Gul Bano" adlı bir kadın, şehrin tarihî Qissa Khwani Çarşısı'ndaki bir tandırdan birkaç ekmek çalmıştı. Tandır sahibi onu yakalamış, üstelik dövmüştü de. Olay karakola, oradan da mahkemeye intikal etti. Anlatının iddiasına göre hâkim, kadını yargılamak yerine onu açlığa mahkûm eden koşulları sorguladı; tandır sahibini iki yıl hapse ve aileye 500.000 rupi tazminata mahkûm etti, gereken özeni göstermeyen polis memurunun görev yerini değiştirdi ve ilçe yönetimine aileyi kalıcı bir destek programına alma talimatı verdi.


Hikâye kısa sürede yalnızca Pakistan'da değil, Türkçe başta olmak üzere pek çok dile çevrilerek dünyanın dört bir yanında paylaşıldı.

Şunu bilhassa vurgulamak zorundayız; olayın doğrulanmış bir mahkeme kaydı yoktur. Hâkimin adı, mahkemenin adı, karar numarası, dava tarihi; viral metinlerin hiçbirinde geçmemektedir. Üstelik Pakistan'da daha önce de çok benzer bir "ekmek çalan çocuk ve merhametli hâkim" anlatısı üretilmiş, milyonlarca kişi tarafından paylaşılmış ve sonradan doğrulama yapan (fact-check) kuruluşlarca tamamen uydurma olduğu ispatlanmıştı. Bu yüzden Peşaver hikâyesinin de büyük ölçüde süslendiği, hatta bütünüyle kurgulanmış olabileceği ihtimali ciddi biçimde söz konusudur.

Peki, Bu Durumda Gönüllülerimiz Neyi Vicdan Davranışı Olarak Seçti?


Gönüllülerimizin bu hafta onurlandırdığı vicdan, hâlâ kim olduğu meçhul bir hâkimin imzasına değil; bu hikâyeyi paylaşırken bir an duraklayıp "böyle bir adalet keşke olsaydı" diyen milyonlarca insanın ortak ahlaki muhayyilesine aittir. Çünkü bir toplumun hangi hikâyeleri yaydığı, o toplumun neyi özlediğini ele verir; hangi adaletin etrafında toplandığı, hangi adaletten yoksun bırakıldığını gösterir.

Pakistan'ın bugünkü yoksulluk koşullarını düşündüğümüzde, Dünya Bankası'nın verilerine göre Pakistan, 2024 Küresel Açlık Endeksi'nde 127 ülke arasında 109. sırada yer almaktır, sel ve makroekonomik krizler altında milyonlarca insanın temel ihtiyaçlara erişememesi, bir annenin çocuklarına ekmek götürmek için bir tandıra el uzatma ihtimali, ne yazık ki kurgu değil, sahici bir korkudur. Hikâye uydurma olabilir; fakat onu bu denli inandırıcı kılan toplumsal zeminin sahiciliğidir.

Gönüllülerimiz hikayenin şu noktasına odaklandı: Bu anlatıyı paylaşanların büyük çoğunluğu, kararın gerçekten verildiğine değil, böyle bir olay karşısında böyle bir kararın var olması gerektiğine inandıkları için paylaştılar. Zenginin ezmesini değil, açın korunmasını; mülkün dokunulmazlığını değil, insan onurunun önceliğini esas alan bir adalet düşüne sığındılar. Bunu yaparken; haksızlığın sıradanlaşmasına ve açlığın/yoksulluğun görmezden gelinmesine itiraz ettiler.

Toplumların ahlaki muhayyilesi kanunlardan önce şekillenir; kanunlar, ancak insan haklarına saygılı bir halkın "doğru" diye uzlaştığı hakikatlere yetiştiği ölçüde meşruiyet kazanır.

Bu yönüyle Peşaver hikâyesinin bu kadar yayılması, halk vicdanında çoktan filizlenmiş güçlü bir adalet arzusunu gösteriyor: Açlığın suç sayılmadığı, yoksulun ezilmediği ve insan onurunun mülkten önce geldiği bir adalet arzusu.


Gönüllülerimiz, bu hafta hikâyenin sahiciliğini değil, onu paylaşan insanların samimiyetini onurlandırmayı tercih ettiler. Çünkü uydurma olsa da olmasa da, milyonlarca insanın aynı anda "böyle bir dünya isteriz" demesi başlı başına kayda değer bir vicdan eylemidir.

Bir sonraki yazıda görüşmek üzere…


Yorumlar


bottom of page