top of page

Katil Kim?


Dilan Karaman'ın Ölümü Bir İntihar Değil, Sistemik Bir Cinayettir


Bir kadın öldü. İsmi Dilan Karaman'dı. Gazeteciydi, kadın hakları aktivistiydi,

milletvekili danışmanıydı, 33 yaşındaydı. "İntihar etti" dediler.


Oysa Dilan öldürüldü.


Onu öldüren bir el değil, bir sistemdi. O sistem, binlerce yıllık bir tahakküm mantığının

günümüzdeki tezahürü. Öyle bir mantık ki, kurbanlarını önce yaşarken tüketiyor,

sonra ölümlerini "intihar" diye etiketleyerek vicdanları temizliyor. Dilan'ın ölümü bir

son değil, bu mantığın teşhiridir.


Katil kim?


Bu soru, bizi failin parmağından sistemin damarlarına götüren bir sorgulamadır. Ve

cevabı, hepimizi rahatsız edecek kadar yakınımızda.


Gece yarısı telefonunuz çalsa, yardım isteyen bir ses duysanız, ne yaparsınız? Dilan

Karaman, 11 Kasım 2025'te bunu yaptı. Arkadaşlarını aradı. Tek tek aradı. Yardım

istedi. Kimse gitmedi.


Ertesi gün değil, on gün sonra öldü. Yoğun bakımda, tek başına.


Dilan'ı kim öldürdü?


Bu soruya cevap vermek için önce şunu anlamalıyız: Bir insanı öldürmek için tetiğe

basmak gerekmez. Bazen yeterince sevmemek, yeterince duymamak, yeterince

gitmemek de öldürür. Bazen bir kadını "kendi rızası yok" diyerek ambulanssız

bırakmak öldürür. Bazen onu taciz ve tehdit emek öldürür. Bazen iş yerinde onu

sistematik olarak yok saymak, azarlamak, değersizleştirmek öldürür.


Dilan'ı öldürenler, ellerini sürmeden öldürdüler onu.


Birinci Fail: "Keşke Gözümün Önünde Ölsen" Diyen Erkek

Adı Mazlum Toprak. Olay günü Dilan'ı bıçakla tehdit etti, darp etti ve evden kovdu.

Sonra onu değersizleştiren bir şiddet sarmalına itti. "Keşke kendini benim gözümün

önünde öldürsen" dedi. Psikolojide buna "zoraki intihar" denir. Kişi, öyle bir baskı

altındadır ki, ölüm tek çıkış yolu olarak dayatılır, inandırılır.


Mazlum Toprak, Dilan'ın içtiği ilaçları ona zorla vermedi belki, ama ördüğü o şiddet

sarmalında o ilaçlar artık tek çıkış kapısıydı. Katil, o gün Dilan'ın eline ilacı veren değil,

"iç" diyen değil, ama içmekten başka çare bırakmayandır.


Ve sonra ne mi oldu? Hiç. Adli süreç devam ediyor deniyor. Ama Dilan öleli aylar oldu,

hâlâ ortada bir ceza yok. Çünkü sistem, kendi yarattığı canavarları cezalandırmakta

zorlanır.


İkinci Fail: Çöken ilişkiler, Bağ ve Toplumsallık

Dilan o gece defalarca telefona sarıldı. Sesini duyuran, yardım isteyen, "görün" diyen

oydu. Telefonlar açıldı, sesler duyuldu, sözler verildi. Ama yanı başında kimse yoktu.

Aslında yalnızdı.


Belki de "bir şey olmaz" dediler. Bir şey oldu. Öldü…


Ötesi yok artık. Ama öncesi var. Adım adım büyüyen bir şiddet var. İstikameti belli bir

Ölüm var. Neden? Çünkü ilişkiler tükenmişti. Bağlar vardı ama sorumluluk yoktu.


Haber vardı ama vicdan aşınmıştı. İlişkilere öyle bir hiyerarşi ve tahakküm sızmıştı ki,

çığlık çığlığa gelen ölümün sesi duyulmadı. "Vicdansızlık" dersek karşılar mı? Birinin

gözlerinin içine bakıp "iyi değilim" dediğinde, bunu duyacak kimse kalmamışsa faili

başka yerde aramayalım.


Bir insan, içinde doğduğu ve kurduğu toplumsal ilişkilerde var olur. Dayanışma orada

yeşerir, umut orada büyür. Ama ilişkiler tükenmişse, maneviyat biter ve güç de

tükenir. Dilan'ı ölüme sürükleyen, neyin iyi ve neyin kötü olduğunu sorgulamayı

unuttan bağlardır. Sorumluluğun "başkasının işi" ilan edildiği bir dünyada yaşamak,

yavaş yavaş ölmektir zaten.


Arkadaşları ve ilişkide olduğu çevresi Dilan'ı öldürdü mü? Hayır. Ama acı da olsa

diyelim, ölmesine izin verdiler. Bu da bir tür öldürmektir. Çünkü bir insanın yaşaması

için gereken tek şey, bir başkasının onu görmesidir. Duymasıdır. Gitmesidir.

Ve görmeyen, gitmeyen herkes, biraz da ölümün ortağıdır.


Üçüncü Fail: "Rızası Yok" Diyen Devlet

112 arandı. İntihar girişimi ihbarı geldi. Ambulans gitti. Ve ne mi yaptı? "Kadının rızası

yok" diyerek geri döndü.


Bir düşünün: intiharın eşiğinde, bilinci yerinde olmayan, yardım çağrısı yapmış bir

kadın. Devlet geliyor, bakıyor, "Rızası yok" diyor ve gidiyor. Emniyet de aynısını yaptı.

Geldiler, gördüler, "karışmayalım" dediler, gittiler.


Hangi akıl, hangi hukuk, hangi vicdan bunu açıklayabilir? İntihar girişimi tıbben

"mutlak acil durumdur". Müdahale etmemek, Türk Ceza Kanunu'nun 83.

maddesindeki "İhmali Davranışla Kasten Öldürme" suçuna girer.

Bu, sadece bir ihmal değildir. Bu, devlet eliyle ölüme terk etmektir. Dilan'ı öldüren

fail, bu "rıza" bahanesinin arkasına sığınan sistemin ta kendisidir.


Dördüncü Fail: "Emeğin Değersizdir" Diyen Kurum

Dilan bir milletvekilinin danışmanıydı ve onun ofisinde çalışıyordu. Ama o ofiste, ona

ne mi oldu? Raporda yazıyor: "Sistematik yok sayılma, azarlanma, emeğin

değersizleştirilmesi, aşırı iş yükü."

Buna "mobbing" diyorlar. Ama mobbing, iş yerinde psikolojik taciz demek. Oysa

burada olan, bir insanın ruhunun sistematik olarak aşındırılmasıdır.


Bir insana her gün değersiz olduğunu hissettirirseniz, bir süre sonra o insan gerçekten

değersiz olduğuna inanır. Sonra bir gün kalkar ve "zaten değersizim" diyerek hayatına

son verir.


Bu da bir cinayet biçimidir. Kurşunla değil, "değersiz" ilan ederek. Ve bu cinayetin

failleri, hâlâ benzer ofislerde çalışıyor olabilir. Hâlâ başka Dilanları "değersiz" ilan

ediyor olabilirler.


Beşinci Fail: Raporu Geri Çeken "Duyarlılık"

Dilan'ın ölümünden sonra kadın örgütleri bir rapor hazırladı. Raporda, yetersiz olsa da

Dilan'ın yaşadığı şiddet sarmalı anlatılıyordu. Şiddet, kurumsal mobbing, devlet

ihmali, kolektif yetersizlik... Hepsi belgelenmişti.

Rapor neden geri çekildi? Gerekçe: Dilan'ın psikolojik geçmişine ve özel hayatına dair

detaylar içeriyor, "kurbanı suçlama" riski var.

İyi niyetle yapıldı belki. Belki de yetersizdi; failleri açıklarken, onları dolaylı savunma

ve örtme "riski" taşıyordu. İtirazlar ve beklentiler geri çekmeyi değil, ayrımcılık

yapmadan adil bir düzeltme ve tamamlamayı gerektiriyordu. Ama sonuç: Dilan'ın

hikâyesi bir kez daha susturuldu.


Bir insanın hikâyesini, acısını, mücadelesini görünmez kılmak. Onu unutturmak. Ve

unutturmak, ikinci kez öldürmektir.



Altıncı Fail: "İntihar Etti" Diyen Dil

Haberler ve yorumlar, halen "intihar eden vaka" etrafında dolanıyor. İntihar. Kişinin

kendi eliyle kendi canına kıyması. Fail belli, kurban belli, dosya kapanır. Oysa bu, bir

cinayet biçimidir.


Unutmayalım; yaşadığımız çağın hegemon dili öldürücü bir silahtır. Görünmez faildir.

Çünkü "intihar" dediğinizde, sorumluluğu ölene yüklemiş olursunuz. "Cinayet"

dediğinizde ise soru sormaya başlarsınız: Kim öldürdü?


Sonuç: Katil Kim?

Toplama kamplarını bilir misiniz? Orada insanlar öldürülmezdi aslında. Açlık, soğuk,

işkence ve anlamsızlık sarmalında gelecek umutlarını yitiriyorlardı. Öyle bir hale

getirilirlerdi ki, ölüm tek çıkış yolu olurdu. Viktor Frankl'ın dediği gibi: "Kamplarda

yaşamını yitirenlerin çoğu, aslında öldürülmedi; yaşama anlamını yitirdiği için öldü."

Onlar "yaşayan ölülerdi."


Dilan da öyle. Ona yaşama anlamını yitirttiler. Sistematik şiddete maruz bırakıldı,

hukuk sustu, kurumu değersizleştirdi, arkadaşları yalnız bıraktı, dili "intihar" dedi. Ve

o, anlamsızlık girdabında kayboldu. Yaşarken hep birlikte öldürüp tükettiler. O sadece

çoktan öldürülmüş ve devam eden iskenceye "yeter" dedi.


Toplama kampları artık tel örgülerle çevrili değil. Onlar görünmez. Bir kadının evinde,

iş yerinde, telefonunda, hatta arkadaş grubunda. Duvarlar içimizde, dikenli teller

ilişkilerimizde.


Ve biz hâlâ "nasıl oldu" diye soruyoruz.

Şimdi tekrar soralım: Dilan'ı kim öldürdü?

Onu öldüren, bıçakla tehdit eden erkektir. Hukuku yok sayan devlettir.

Onu öldüren, "rızası yok" diyerek geri dönen 112 ekipleridir.

Onu öldüren, iş yerinde onu değersizleştirenlerdir.

Onu öldüren, o çığlık çığlığa bağırırken duymayan arkadaşlarıdır.

Onu öldüren, "intihar etti" diyerek dosyayı kapatan dildir.

Onu öldüren, bu satırları okuyup da "bana ne" diyen bizleriz.

Dilan Karaman 33 yaşındaydı. Gazeteciydi, aktivistti, kadındı, insandı. Ve intihar

etmedi, yaşarken öldürüldü.


Onu öldürenleri biliyoruz. Şimdi sıra onları toplumun vicdanında görünür kılmada.

Adalet mekanizmalarını çalıştırmada. Ama önce kendimizden başlamalıyız. Adalet

önce içimizde başlar.


13 Mart 2026

Nimet Sevim

Yorumlar


bottom of page