Vicdan Vakfı İnsan Hakları Okulu’nda “Dünya Örnekleriyle Türkiye’de Kadın Hareketi: Dünü, Bugünü ve Geleceği”
- editoryal4
- 24 Ara 2025
- 2 dakikada okunur
Vicdan Vakfı İnsan Hakları Okulu’nun 24 Aralık 2025 Çarşamba tarihli oturumunda, feminist hukukçu ve kadın hakları savunucusu Hukukçu Filiz Kerestecioğlu konuk edildi. Kerestecioğlu, sunumuna güncel veriler ve örneklerle başladı; TÜİK’in kadına yönelik şiddet araştırmaları, ücret eşitsizliği, işçi kadınların güvencesizliği ve gündelik hayatta karşılaşılan cinsiyetçi söylemler üzerinden, kadınların hem fiziksel hem psikolojik hem de ekonomik şiddete maruziyetinin sürekliliğine dikkat çekti. Bu tabloya rağmen kadınların farklı alanlarda ve ölçeklerde sürdürdükleri mücadelenin altını çizdi.

Konuşmanın ilk bölümünde, feminizm tarihine kısa bir “arkeolojik kazı” yapıldı. Orta Çağ’dan itibaren kadınların toplumsal rolleri sorgulayan metinlerinden, Fransız Devrimi sonrasında kadın hakları metinleri kaleme alan isimlere; İngiltere’de oy hakkı için mücadele eden süfrajetlerden, Sovyetler Birliği’nde kadınların kamusal ve siyasal yaşama katılımı için çalışan öncü figürlere uzanan geniş bir tarihsel çerçeve çizildi. Kerestecioğlu, “birinci dalga” ve “ikinci dalga” feminizm kavramlarını açıklayarak, kadınların yalnızca hukuki eşitlik değil; emek, cinsellik, ev içi emek ve sınıfsal/ırksal eşitsizlikler gibi alanlarda da söz ürettiklerini anlattı.
Sunumun Türkiye bölümünde, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e kadın hareketi ele alındı. Osmanlı’da kadın dergileri ve dernekleri, Fatma Aliye, Emine Semiye gibi yazarlar, farklı etnik ve dini topluluklardan kadınların kurdukları örgütlenmeler; Cumhuriyet döneminde Nezihe Muhittin’in Kadınlar Halk Fırkası ve Türk Kadınlar Birliği deneyimi üzerinden, resmi tarih anlatısının ötesinde bir kadın mücadele tarihi aktarıldı. Kerestecioğlu, 1935–1975 arasındaki “sessizlik” döneminin ardından 1980’lerle birlikte ortaya çıkan yeni feminist hareketi, 1987 Dayağa Karşı Dayanışma Yürüyüşü ve bunu takip eden hukuki kazanımlar (4320 sayılı kanun, Medeni Kanun ve Ceza Kanunu değişiklikleri gibi) bağlamında değerlendirdi.
Kerestecioğlu, hem dünyada hem Türkiye’de kadın hareketinin, “tarihi kendinden başlatmayan”, önceki kuşakların mücadelelerini görünür kılan bir hatırlama çabasına ihtiyaç duyduğunu vurguladı. Sunumun sonunda katılımcılar, kadın hareketinin geçmişi, güncel hak mücadeleleri ve geleceğe yönelik stratejiler hakkında sorular yönelterek tartışmaya aktif şekilde katıldılar.




Yorumlar