Vicdan Vakfı İnsan Hakları Okulu’nda Din ve Vicdan Özgürlüğü Dersi
- İletişim
- 21 Oca
- 1 dakikada okunur
21 Ocak 2025, Çarşamba günkü derste Vicdan Vakfı Danışma Kurulu üyesi Abdulbaki Erdoğmuş, din ve vicdan özgürlüğünü hem hukuki metinler hem de İslam düşüncesi açısından ele aldı. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 9. maddesindeki “düşünce, vicdan ve din özgürlüğü” tanımını ve sınırlama fıkrasını hatırlatarak, “kamu güvenliği, kamu düzeni, genel ahlak” gibi muğlak ifadelerin devletlere geniş müdahale alanı açtığını vurguladı. Türkiye Anayasası’nın 24. maddesinin de benzer biçimde özgürlüğü tanımlarken hemen 14. maddeye (“devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü…”) gönderme yaparak hakları daralttığını, “ama/fakat/şartıyla” tekniğinin din ve vicdan özgürlüğünü kağıt üzerinde tanıyıp pratikte sınırlandırdığını belirtti.

Erdoğmuş, “din vicdan işidir” sözünü iki uç yaklaşım üzerinden tartıştı: Dini yalnızca kalbe/vicdana hapsetmenin de, bütünüyle dışsal şekil ve davranışlara indirgemesinin de eksik olduğunu söyledi. İman boyutunun kuşkusuz içsel olduğunu, kimsenin bir başkasının kalbine ve inancına müdahale hakkı bulunmadığını; fakat vicdanda kök salan inancın, kamusal, sosyal ve siyasal alana yansıtılmasının da din ve vicdan özgürlüğünün doğal bir parçası olduğunu vurguladı. Buradan hareketle, vicdanı hem iyi–kötü ayrımı yapan ahlaki bir yeti, hem de insanın “fıtratı”na yerleştirilmiş doğuştan bir hassasiyet olarak tanımladı; Kur’an’daki fıtrat vurgusuna (Rum 30) ve insanın yaratılıştan getirdiği içsel ölçülere dikkat çekti.
Dersin devamında vicdan–kalp ilişkisini açan Erdoğmuş, Kur’an’da geçen “katı kalp” (galîzü’l-kalb), kalbin mutmain olması (Bakara 260) ve “ulü’l-elbâb, basiret, kalb-i selim” gibi kavramların, vicdanı akıl, duygu ve imanla birlikte işleyen bir iç merkez olarak tasvir ettiğini anlattı. Vicdanın yalnızca duygusal değil, aynı zamanda doğruyu yanlıştan ayıran bir yargılama yetisi taşıdığını; bu nedenle din ve vicdan özgürlüğünün hem insanın iç dünyasına zorla müdahale edilmemesini hem de onun inancını barışçıl biçimde yaşama ve ifade etme hakkının güvence altına alınmasını gerektirdiğini belirterek, hukuki metinlerdeki kısıtlama rejiminin bu özle sık sık çeliştiğini vurguladı.




Yorumlar